risale-i nur tefsirmidir? cübbeli hocaya cevab etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
risale-i nur tefsirmidir? cübbeli hocaya cevab etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2010 Cuma

Risale-i nurun tefsirdeki yeri _3_

2.2. Risale-i Nur'un Konusu İman Esaslarıdır

Risale-i Nur'un, Kur'an'ın manevî ve hakikî bir tefsiri olduğunu söyleyen Bediüzzaman, konuları itibariyle onun hakiki Kelâm ilmi derslerini veren eserler olduğunu, hatta İmam-ı Rabbânî'nin çok önceden ondan haber verip müjdelediğim de ifade etmiştir.

Bir talebesine yazdığı cevabi mektubunda şöyle diyor: "Mektubunda ilm-i Kelâm dersini benden almak arzu etmişsiniz. Zaten o dersi alıyorsunuz. Yazdığınız umum sözler, o nurlu ve hakikî ilm-i Kelâmın dersleridir.

İmam-ı Rabbânî gibi bazı kutsî muhakkikler demişler ki: Âhir zamanda ilm-i Kelâmı yani ehl-i hak mezhebi olan mesâil-i imaniye-i kelâmiyeyi birisi öyle bir surette beyan edecek ki, umum ehl-i keşf ve tarikatın fevkinde, o nurların neşrine sebebiyet verecektir. Hatta İmam-ı Rabbânî kendisini o şahıs gibi görmüştür. Senin şu âciz ve fakir ve hiç ender hiç kardasın, bin derece haddimin fevkinde olarak kendimi o gelecek adam olduğumu iddia edemem, hiç bir cihette liyâkatim yoktur. Fakat o ileride gelecek acip şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum. Ve ondandır ki, sen de yazılan şeylerden o acip kokusunu aldın."

Risale-i Nur külliyatının Kelâm ilmine ait eserler olarak da kabul görmesinin sebebi, konularının iman esasları ile ilgili olmasındandır. Yukarıda da ifade edildiği gibi, Bediüzzaman Risale-i Nur'u Kur'an'ın manevî bir tefsiri olarak görmekte ve aynı zamanda Kelâm ilminin konularını işlediğini de özellikle vurgulamaktadır.

Bu konudaki ifadelerinden bazıları şöyledir: "İmam-ı Rabbânî Müceddid-i elf-i sâni Ahmed-i Farukî (r.a.) demiş: Hakaik-i imaniyeden bir tek meselenin inkişafı ve vuzuhu, benim indimde binler ezvak ve keramâta müreccahtır. Hem bütün tarikatların gayesi ve neticesi, hakâik-ı imaniyenin inkişafı ve vuzuhudur. Madem şöyle bir tarikat kahramanı böyle hükmediyor; elbette hakâik-ı imaniyeyi kemâl-i vuzuh ile beyan eden ve esrâr-ı Kur'aniyeden tereşşuh eden Sözler (Risale-i Nur), velayetten matlup olan neticeleri verebilir."

Bediüzzaman'ın, yine İmam-ı Rabbânî ile ilgili aşağıdaki sözleri de, onun çok açık bir surette Risale-i Nur'u Kur'an'ın manevî bir tefsiri olarak değerlendirdiğini gösteriyor.

Müellif, İmam-ı Rabbânî'nin "Tevhid-i kıble et" şeklindeki tavsiyesini nazara alarak, Kur'an'dan başka, eserlere müracaat etmemesinin gerekçesini anlatırken şöyle diyor: "Cenab-ı Hakk'ın rahmetiyle, kalbime geldi ki: Bu muhtelif turukların başı ve bu cedvellerin menba'ı ve şu seyyarelerin güneşi, Kur'an-ı Hakîm'dir. Hakikî tevhid-i kıble bunda olur. Öyle ise, en âlâ mürşid de ve en mukaddes üstad da odur. Ona yapıştım. Nakıs ve perişan istidadım, elbette layıkıyla o mürşid-i hakîkînin âb-ı hayat hükmündeki feyzini massedip alamıyor; fakat ehl-i kalb ve sâhib-i hâlin derecatına göre o feyzi, o âb-ı hayatı yine onun feyziyle gösterebiliriz. Demek Kur'an'dan gelen o sözler ve o nurlar, yalnız aklî mesâil-i ilmiye değil; belki, kalbî, ruhî, hâlî mesâil-i imaniyedir. Ve pek yüksek ve kıymettar maârif-i ilâhiye hükmündedirler."

Bediüzzaman'a göre, zahirden hakikata geçmek iki suretledir:

Birincisi: Tarikat berzahına girip, seyr-u sülük ile değişik mertebeleri katederek hakikata ulaşmaktır,

ikincisi: Tarikat berzahına uğramadan, lütf-u İlâhî ile doğrudan hakikata geçmektir. Bu yol, sahabe ve tabiîne has, hakikata çok kısa bir zamanda ulaştıran ulvî bir yoldur. Demek ki bu yolu takip eden ve Kur'an'ın hakikatlerinin birer yansıması olarak ortaya çıkan Risale-i Nur, böyle bir özelliğe sahip olabilir ve sahiptir.

Risale-i Nur'un Kur'an'ın hakikatlerini yansıtan bir ayna vazifesini gördüğünü belirten müellif, şu görüşlere yer vermiştir: "Ben kendim; on değil, yüz değil, binler defa müteaddit tecrübatımla kanaatim gelmiş ki, Sözler ve Kur'an'dan gelen nurlar, aklıma ders verdiği gibi, kalbime de iman hali telkin ediyor, ruhuma iman zevki veriyor ve hakeza... Hattâ dünyevî işlerimde keramet sahibi bir şeyhin bir müridi, nasıl şeyhinden hâcâtına dair meded ve himmet bekliyor; ben de Kur'an-ı Hakîm'in kerametli esrarından o hâcâtımı beklerken, ümid etmediğim ve ummadığım bir tarzda bana çok defa hâsıl oluyor."

Bediüzzaman, Kastamonu Lahikasında, medrese ehli ve hocaları ilgilendirdiği gerekçesiyle söz konusu yaptığı bir hususu anlatırken şu görüşlere yer vermiştir: Eski zamanlardan beri ekser yerlerde medrese hocaları iman hakikatlarını ve feyizlerini hep tekkelerde aramışlar. Velayet meyvelerini onların elinden almak için, bazen en büyük bir medrese hocası, çok küçük bir tekke şeyhine boyun eğmiş, elini öpmüş ve ona tâbi olmuştur. Velayet feyizlerini oralarda aramıştır. Halbuki medrese içinde hakikatin nurlarına giden bir yolun, iman esaslarıyla ilgili ilimlerde daha safi, daha hâlis bir hayat suyu çeşmesinin bulunduğunu; ilmin bizzat kendisinde, imanın hakikatlarında ve ehl-i sünnetin ilm-i Kelâmında, tarikattan daha yüksek ve daha tatlı ve daha kuvvetli bir velayet yolunun varolduğunu, Risale-i Nur, Kur'an-ı Mucizü'l-Beyanın mucize-i mânevîyesiyle açmış, göstermiş; meydandadır. Bu sebeple herkesten çok, hocaların nurlara koşmaları gerekirken, maateessüf medrese ehlinin çoğu hâlâ kendi medresesinden çıkan bu hayat suyu çeşmesini ve bu çok değerli hazinesini tanımıyor, aramıyor, muhafaza edemiyor. Yine de Allah'a şükürler olsun ki, Sözler mecmuası, hem hocaları hem de muallimleri nurlara çekti.

2.3. Risale-i Nur, Kur'an'dan Mülhemdir (tık)

2.4. Risale-i Nur, Kur’an’ın Metodunu Kullanmıştır(tık)

2.5. Konu İle İlgili Bir Kaç İtiraz Ve Cevapları (tık)

Sorularla Risale-i Nur sitesinden iktibas...

22 Ocak 2010 Cuma

Risale-i nurun tefsirdeki yeri _2_

2. Risale-i Nur Hakkında Müellifin Görüşleri


Risale-i Nur'un, bir tefsir olduğu hususu, eserin müellifi Bediüzzaman tarafından ısrarla vurgulanmıştır. Bir müellifin, yazdığı bir eseri niçin ve nasıl yazdığını, eserinin kaynağı ve konusunun ne olduğunu herkesten daha iyi bilmesi kadar tabii bir şey olamaz. Şimdi müellifin bütün ısrarına rağmen, onun düşüncesinin aksine fikir beyan etmek, onun "tefsir olarak yazdım" dediği eserlerinin tefsirle ilgilerinin bulunmadığını savunmak, en azından ilmî nezaket anlayışına ters bir davranış olur.

Hele akranları tarafından "Bediüzzaman" unvanına layık görülmüş bir allâmenin tefsir, kelâm, felsefe, fıkıh, hadis ilimlerini birbirinden ayıramayacak durumda olduğunu îma edecek sözler söylemek, ne yazdığını bilmemekle itham etmek, objektif ilim anlayışı ile bağdaştırılamaz.

Evet, Risale-i Nur hem tefsir, hem de kelâm konularım işleyen bir eserdir. Bu iki hususun bir arada olması son derece normaldir.

Bunun anlamı şudur: Risale-i Nur, çoğunlukla, iman esaslarını konu alan âyetleri açıklayan, diğer bir deyişle Kur'an'ın âyetlerini, ilm-i kelâm metodu ile işleyen bir tefsirdir. Demek ki, bir eserin, Kelâm ilminin konuları olan iman esaslarını işlemesi, onun bir tefsir kitabı olmasına engel değildir. Şimdi Risale-i Nur'un, hem ilm-i Kelâm konularım işleyen bir eser, hem de bir tefsir olduğunu, bir kaç madde halinde, bizzat eserin müellifi Bediüzzaman'dan dinleyelim:



1. Risale-i Nur Manevî Bir Tefsirdir

Arzu edilen tefsir, insanların dünya ve ahiret hayatlarında saadet yollarını gösteren tefsirdir. Müfessirler Kur'an'ın çeşitli yönlerini ele alarak tefsir yapmışlar, bunun neticesi olarak tefsirde çeşitli yönler meydana gelmiştir. Tefsir çalışmaları ağırlıklı olarak kullanılan tefsir malzemesinin çeşidine göre zaman içerisinde âlimler tarafından rivayet, dirayet, ilmî, edebî, içtimaî ve konulu tefsir gibi adlarla anılmaya başlanmıştır.

Ayrıca Kur'an'ın lafzını filolojik tetkikler çerçevesinde açıklayan tefsirlere lafzı tefsir, bu tetkiklere girmeksizin Kur'an'ın hidayet mesajını doğrudan doğruya aktaran tefsirlere de manevî tefsir adını vermek mümkündür.

Nitekim İbn Kayyim'e göre de tefsirler genel olarak üçe ayrılır".
1. Kur'an'ın lafızlarının açıklamasını esas alan tefsir anlayışı (Lafzî tefsir).
2. Kur'an'ın vermek istediği mesajı esas alan tefsir anlayışı (Manevî tefsir).
3. İşârî tefsir.

Gazzalî'ye göre tefsir lafzî ve manevî olarak 2'ye ayrılır. Kur'an'ın lafızlarını açıklayan lafzî tefsirler, Kur'an'ın hakikî mânâlarının anlaşılmasında yetersiz kalır. Gazzalî'ye göre;

وما رميت إذ رميت ولكن اللّه رمى

(Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah onu attı.) âyetinin zahirî tefsir açısından hakikî mânâsını anlamak mümkün değildir. Çünkü âyetin zahir manası bir yandan "Sen attın" derken, diğer yandan "sen atmadın" demektedir. Bu ise lafzî tefsir açısından bir çelişkidir. Bu zahirî çelişki ancak âyetin hakikî mânâsını anlamakla izah edilebilir.

Sünnette hem lafzî, hem de manevî tefsir örneklerini bulmak mümkündür.

İmam Şafiî bu konuyu açıklarken şu görüşlere yer vermiştir: Hz. Peygamber'in Kur'an'ı açıklaması iki şekildedir:

Birincisi: Kur'an'ın naslarına yer vererek yapılan açıklama.
İkincisi: Kur'an'da mücmel olarak ifade edilen hususlarda Kur'an lafızlarına yer vermeksizin Allah'ın muradının ne olduğunu doğrudan aktarmak.

Şafiî'ye göre Hz.Peygamber'in namaz, zekât ve haccın teferruatı gibi açıktan Kur'an'da bulunmayan konularla ilgili ortaya koyduğu bütün hükümler, O'nun Kur'an'dan istihraç ettiği hükümlerdir.

Misal verecek olursak: Hz. Peygamber (a.s)'in "Kim de beni anmaktan yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." âyetinde geçen "sıkıntılı bir hayat anlamındaki " معيشة ضنكا " ifadesini, kabir azabı olarak tefsir etmesi lafzî tefsir örneğini teşkil ettiği gibi, hac, zekât ve namazın teferruatı ile ilgili pekçok konulardaki açıklamaları da manevî tefsir örneğini teşkil etmektedir.

Bediüzzaman da tefsirleri genel olarak lafzî ve manevî diye ikiye ayırmıştır. O bu konuda şunları söylemektedir: "Risale-i Nur Kur'an'ın çok kuvvetli, hakikî bir tefsiridir." tekrar ile dediğimden, bazı dikkatsizler tam mânâsını bilemediğinden bir hakikati beyan etmeye bir ihtar aldım. O hakikat şudur: "Tefsir iki kısımdır; Birisi: Malum tefsirlerdir ki, Kur'an'ın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânâlarını beyan ve izah ve isbat ederler. İkinci kısım tefsir ise: Kur'an'ın imanî olan hakikatlarını kuvvetli hüccetlerle beyan ve isbat ve izah etmektir. Bu kısmın pek çok ehemmiyeti var. Zahir malum tefsirler, bu kısmı bazen mücmel bir tarzda dercediyorlar. Fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannid feylesofları susturan bir manevî tefsirdir."

Afyon mahkemesine hitaben söylenmiş aşağıda verilen sözleri de, onun bu konudaki kanaatini açıkça ortaya koyuyor: Kur'an-ı Azimüşşan'ın hakîkî ve kuvvetli bir tefsiri olan Risale-i Nur; bu asırda, bu vatanda ve bu millete, yirmi seneden beri tesirini göstermiş Allah'ın büyük bir nimeti ve Kur'an'ın sönmez bir mucizesidir.

Bediüzzaman’ın bu ifadesinden açıkça anlaşılıyor ki, ona göre Risale-i Nur, İlm-i Kelâmın da konuları olan iman esaslarını inceleyen, Kur'an'ın emsalsiz hakikî ve manevî bir tefsiridir. İfadede yer alan bazı vurguları şöyle anlamak mümkündür: Risale-i Nur "emsalsizdir." Çünkü ifade tarzı, isbat şekli, konulara yaklaşımı orijinaldir. "Kur'an'ın hakikî tefsiridir." Çünkü Kur'an'ın asıl mesajı olan başta tevhid, nübüvvet ve haşir konularını esas almıştır. "Manevî bir tefsirdir." Çünkü Îşârâtü'l-İ'câz tefsiri dışında kalan Risale-i Nur eserlerinin takip ettiği metoda, genellikle âyetlerin metinleri veya mealleri verilmeden, Kur'an'dan alınan mesajlar doğrudan aktarılmıştır.

15 Ocak 2010 Cuma

RİSALE-İ NUR'UN TEFSİRDEKİ YERİ

Bir eserin, genel olarak ilmî ve özel olarak da İslâmî literatürdeki yerini tesbit etmek iki şekilde olur. Birincisi: Eserin muhtevasına bakmak. İkincisi: Müellifin kendi ifadesine başvurmak. Buna göre, Risale-i Nûr külliyatının İslâm literatüründeki gerçek yerini de, bu iki yoldan ortaya koymak gerekir:

1. Risale-i Nur'un Muhtevası

Risale-i Nur, muhteva itibariyle bir Kur'an tefsiri olarak mütalaa edilebilir. Çünkü, Îşârâtü'l-İ'câz adlı eserde Fatiha sûresi ile, Bakara sûresinin 33. âyetine kadar geçen âyetlerin tefsiri olduğu gibi yapılmıştır.

Bu çalışmamızın ilgili yerlerinde görülmekte olduğu gibi, adı geçen eser, sûreler arasındaki münasebetler dışında, klasik tefsirlerin bütün metotlarının kullanıldığı, "Dirayet tefsirler"i içerisinde yer alan bir nevi "ilmî ve Edebî tefsir"dir.

Risâle-i Nur'un Sözler, Mektûbat, Lem'alar ve Şualar gibi temel kaynakları da, bir çeşit "konulu tefsir" olarak değerlendirilebilir. Çünkü bu eserlerde, herhangi bir konunun belli bir âyetin başlığı altında işlenmesi, genellikle konu bütünlüğüne riâyet edilmesi, lafzen olmasa da manen konunun birçok âyetin açıklaması olarak ortaya konması, "konulu tefsir"in yeni bir yaklaşımı olarak değerlendirilebilir.

Aslında yeni bir tefsir biçimi olarak ortaya çıkan "konulu tefsir"in, "konu ile ilgili âyetlerin nüzul sırasına göre dizilip, değerlendirilmesi." şeklindeki şartlandırılma keyfiyeti, belli bir görüşü yansıtmakta olup, bu işin başka şekillerde olamayacağını göstermez.

Daha önceki âlimlerin "nâsih-mensûh, aksâmü'l-Kur'an, emsâlü'l-Kur'an" gibi belli bir konuyu ele alan eserlerin, bir çeşit "konulu tefsir" olduğu ortadadır. Muasır âlimlerden bazılarının, "konulu tefsir"i, yukarıdaki tanım çerçevesinde görmeleriyle beraber; belli bir sûrenin ihtiva ettiği hususların işlenmesini de "konulu tefsir" kısmında mütalaa etmeleri bu tefsir türünün farklı şekillerde işlenebileciğini gösteriyor.

Aslında bir bütünlük içerisinde işlenen, "Kurân'da Kıyamet Sahneleri", "Kur'an'da Ulûhiyet", "Kur'an'da Tevhid", "Kur'an'ın İ'câzı", "Kur'an'da İlim" gibi konuların "Konulu tefsir" yönünde değerlendirilmesinin de ilmî bir sakınca taşımaması gerekir.

Bunun gibi, Risale-i Nur'da belli âyetlerin başlığı altında bağımsız olarak işlenen ve aynı zamanda konu ile ilgili metinleri verilmemiş birçok âyetin izahı çerçevesinde değerlendirilen ve Kur'an'ın temel hedefi olarak bilinen, insanların dünya ve ahiret saadetini temin eden "hidâyet mesajı"nı mefhum olarak ders vermeyi amaçlayan "Haşir", "Tevhid", "Nübüvvet", "Kur'an'ın i'câzı" gibi konuların işleniş tarzını bir "konulu tefsir" tarzında değerlendirmek mümkündür.

Mesela: Dokuzuncu Söz "Namaz vakitlerinin hikmeti" konusu çerçevesinde değerlendirilmiştir. "Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve yatsı vaktinde), sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah'ı tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd ona mahsustur." mealindeki;

فسبحان اللّه حين تمسون وحين تسبحون وله الحمد في السموات والارض وعشيا وحين تظهرون

âyet başlık olarak kullanılmıştır. Bu sözün fihristinde, adı geçen âyetle beraber "Beş vakit namaz hakkındaki âyâtın gayet mühim bir sırrını 'Beş Nükte' ile tefsir.." şeklindeki ifadeyle konu ile ilgili diğer âyetlerin de açıklamasının yapıldığı belirtilmiştir. Adı geçen "Dokuzuncu Söz" ile beraber 4. Söz, 11. Söz ve 21. Söz (birinci makamı) 'ün ortak konusu namazdır. Bunu "Kur'an'da namaz" adıyla değerlendirmek mümkündür.

Mesela: 19. Söz ile 19. Mektup "Hz. Muhammed (a.s)'in nübüvveti" konusuna tahsis edilmiştir. 19. Mektupta ağırlıklı olarak hadislerin işlenmesi, konulu tefsir anlayışına ters değildir. Bununla beraber, 19. sözün konusu, fihristte, "Yasin sûresinin (Hikmet dolu Kur'an'a yemin olsun ki, sen gönderilmiş peygamberlerdensin) âyetinin mealindeki yüzer âyâtın en mühim hakikati olan Risalet-i Ahmediye (a.s)'yi ondört reşha namıyla, ondört kat'î ve muhkem burhanlarla tefsir ve isbat ediyor." şeklinde ifade edilmiştir.

Yine Onuncu Söz "Haşir risalesi" adını taşımaktadır ki, tamamıyla haşir konusunu işlemiştir. Ayrıca 15. sözün zeyli ile 29. söz'de de haşir konusu işlenmiştir. Bu üç risaleyi de "Kur'an'da haşir" başlığında toplamak mümkündür.

Nitekim 29. Sözün fihristinde şöyle denilmişir: "De ki: Ruh, Rabbimin ermindendir." "Kıyametin kopması ise, göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan ibarettir." "(İnsanlar!) Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, ancak tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir." âyetlerinin mealindeki yüzer âyâtın haşir ve beka-i ruh ve melaikeye dair üç mühim hakikatini tefsir eder.

Yirmibeşinci Sözün bir diğer adı "Mucizat-ı Kur'aniye risalesi"dir. "De ki: Andolsun, bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar, cinler bir araya gelseler, birbirine destek de olsalar, yine de onun benzerini yapamazlar." mealindeki âyetin başlığında yapılan açıklamaların hepsi "Kur'an'ın i'cazı" olarak değerlendirilmiştir.

25. Sözün fihristi, adı geçen âyetle başlamış ve ona atıf yapılarak " .. âyetinin hakikatim te'yid eden yüzer âyâtın en mühim bir hakikati olan i'caz-ı Kur'anîyi tefsir eder." ifadesine yer verilmiştir.

Yine 26. Söz, "Kader" konusuna ayrılmıştır. Başlık olarak da "Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz." "Biz her şeyi apaçık bir kitapta sayıp yazmışızdır." mealindeki âyetler yazılmıştır.

Bununla beraber, Risale-i Nur'un ifade tarzındaki orijinalliği gibi, konuları işlemede takip ettiği metot da yeni bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Nitekim bazı âlimler, Risale-i Nur'u, Kelâm ilminin konularını işlediği için onu, bir "Yeni ilm-i Kelâm metodu" olarak değerlendirmişlerdir. Buna göre Risale-i Nur, ister "İlm-i Kelâm", ister bir "tefsir" olarak değerlendirilsin, onun kendine has bir metodunun olduğunu kabul etmek gerekir.

Özetle denilebilir ki,

Risale-i Nur, iman esaslarını sözkonusu yapmış âyetleri açıklayan, Kur'an'ın manevî konulu bir tefsiridir. Diğer bir ifadeyle Risale-i Nur, (İşârâtü'l-İ'caz hariç) çoğunlukla Kur'an'ın lafzını tefsir etmeden, hidâyet mesajını mefhum olarak asrın idrakine sunan, nev'i şahsına münhasır Kur'an'ın manevî ve şuhûdî bir tefsiridir. Evet, Risale-i Nur, Kur'an'ın lafzını değil, doğrudan doğruya mesajını aktarmakla manevî; Kur'an'ın hakikatlerini gözle görünür misallerle ortaya koymakla da şuhûdî bir tefsirdir. Müellifin aşağıdaki görüşleri de bunu doğrulamaktadır. Diğer taraftan Risale-i Nur'un dinî hizmetinin yanında "Edebî vechesi"ni de oldukça detaylı bir şekilde inceleyen Semir Receb Muhammed de Risale-i Nur'u şuhûdî bir tefsir olarak değerlendirmiştir.


Devam edecek...