Hem nev-i beşer, hususan medeniyet fenlerinin ikazatıyla uyanmış, intibaha gelmiş, insaniyetin mahiyetini anlamış.
Elbette ve elbette dinsiz, başıboş yaşamazlar. Ve olamazlar. En dinsizi de dine iltica etmeye mecburdur.
Çünkü, acz-i beşerî ile beraber hadsiz musibetler ve onu inciten hâricî ve dahilî düşmanlara karşı istinat noktası; ve fakrıyla beraber hadsiz ihtiyâcâta müptelâ ve ebede kadar uzanmış arzularına medet ve yardım edecek istimdad noktası, yalnız ve yalnız Sâni-i Âlemi tanımak ve iman etmek ve âhirete inanmak ve tasdik etmekten başka, uyanmış beşerin çaresi yok...
Kalbin sadefinde din-i hakkın cevheri bulunmazsa, beşerin başında maddî, mânevî kıyametler kopacak ve hayvanatın en bedbahtı, en perişanı olacak.
Hâsıl-ı kelâm: Beşer bu asırda harplerin ve fenlerin ve dehşetli hadiselerin ikazatıyla uyanmış ve insaniyetin cevherini ve câmi istidadını hissetmiş. Ve insan, acip cemiyetli istidadıyla yalnız bu kısacık, dağdağalı dünya hayatı için yaratılmamış. Belki ebede meb'ustur ki, ebede uzanan arzular mahiyetinde var. Ve bu dar, fâni dünya, insanın nihayetsiz emel ve arzularına kâfî gelmediğini herkes bir derece hissetmeye başlamış.
Hattâ insaniyetin bir kuvâsı ve hâdimi olan kuvve-i hayaliyeye denilse: "Sana dünya saltanatı ile beraber bir milyon sene ömür olacak; fakat sonunda hiç dirilmeyecek bir sûrette bir idam senin başına gelecek." Elbette hakikî insaniyetini kaybetmeyen ve intibaha gelmiş o insanın hayâli, sevinç ve beşarete bedel, derinden derine teessüf ve eyvahlarla saadet-i ebediyenin bulunmamasına ağlayacak.
İşte bu nükte içindir ki, herkesin kalbinde derinden derine bir dîn-i hakkı aramak meyli çıkmış. Herşeyden evvel, ölüm idamına karşı dîn-i haktaki bir hakikati arıyor ki kendini kurtarsın. Şimdiki hal-i âlem bu hakikate şehadet eder.
Kırk beş sene sonra, tamamıyla beşerin bu ihtiyac-ı şedîdini, dinsizliğin zuhuruyla küre-i arzın kıt'aları ve devletleri birer insan gibi hissetmeye başlamışlar.
Hutbe-i Şamiye 30
Din. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Din. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Haziran 2010 Çarşamba
8 Ekim 2009 Perşembe
Darvini susturan cevab( Bu aralar darvine taktım hadi hayırlısı )
Darwini Susturan Cevap
Bu yıl, atalarını maymunlar arasında arayan Darwin’in doğumunun 200. yılı imiş.
‘Çakma’ bir bilimsellikten öteye gitmeyen teorisi gibi kendisinin de gerçek bilim çevrelerinde ‘fi’ olmaya başladığı bir dönemde, birilerinin onu yeniden ihya çabası gösteriyor ki, ‘pozitivist’ düşünce adı altında kendini lanse eden ateistlik hala havlu atmış değil.
Darwin’in teorisinin kanıtlanmadığı bilim adamlarının malumudur. Fakat Şeytan’ın, fasık ve ahmaklar üzerindeki sulta ve saltanatının devam edeceği şeklindeki ‘ilahi taahhüt’ gösteriyor ki, Şeytan’a hizmet edenler pazarda daima müşteri bulacaklar.
Nerede bir ahmak, dangalak, önündeki masanın ustasız olmadığını bildiği halde şu koca kâinatı tesadüflerin eseri sanacak kadar basiretsiz ve beyinsiz varsa bakıyorum aynı zamanda Darwin’i savunuyorlar.
Aslında Darwin’in, tam da bunların kast ettiğini söyleyip söylemediği bile tartışmalı. Çünkü gerçekten kanıtlanmış bir teori değildir Darwin teorisi. Sadece bir varsayım� Kendi iç karanlığından yahut atlarının bir kısmının maymuna dönüştürülmüş olması gerçeğinden kaynaklanan bir varsayım� Yapılan bilimsel çalışmalar, bu ‘varsayım’ın artık var bile sayılmayacağını isbat etmiştir. Çünkü doğa yasalarının Darvin’i çürüttüğüne dair sayısız örnekler bulundu ve ortaya kondu bilim adamları tarafından. Geçtiğimiz günlerde Mustafa Akyol, bu konuyu işlediği için dileyen o yazıya baksın!
Ortada mevcut bunca masnuat (takyondan, fotondan, dev yıldız ve galaksilere kadar her şey) ve eşyayı görüp de onların arkasındaki aklı ve kudreti görmeyen bir ahmağın mallarının, akıllılar çarşısında müşteri bulması mümkün mü?
Böyle bir ahmağın malına ancak ve ancak onun kadar kör, sağır ve basireti ve aklı gözüne inmiş bir sofestai talip olabilir.
Nitekim o sofestailerdir ki ortalığı bulandırıp, güya bilimsellik adına bir takım kurumlara çamur atmak istiyorlar. Aslında o kurum da değil dertleri.Dertleri, ‘dinci’ diye yaftalamaya çalıştıkları bir iktidarı karalamak ve güya onların zamanında bilime saldırı olduğunu yaymaya çalışmaktır.
* * *
Darwin ‘muhali’ (vukuu mümkün olmayanı) ispat etmeye çalışmış bir zavallıdır. İşte o yüzden, bir başka muhal olan ‘bu eşyanın, bir Yaratıcı olmadan var olabileceği’ hezeyanını bilim sananlardan başkası ona rağbet etmez:
Bediuzzaman, Tabiat Risalesinde sadece Darwin’e değil, onun arkasından gidecek olanlara de enfes örneklerle cevaplar vermiş. İşte onlardan bir örnek:
“Birinci Muhal: Bir eczahanede, gayet muhtelif maddelerle dolu, yüzer kavanoz şişeler bulunuyor. O edviyelerden (ilaçlık malzeme), zîhayat bir macun (bir canlı yapılması) istenildi. Hem hayattar, harika bir tiryak, onlardan yapılmak icap etti. Geldik, o eczahanede, o zîhayat macunun ve hayattar tiryakın çoklukla efradını gördük. O macunlardan herbirisini tetkik ettik.
Görüyoruz ki, o kavanoz şişelerden herbirisinden, bir mizan-ı mahsusla, bir iki dirhem bundan, üç dört dirhem ötekinden, altı yedi dirhem başkasından, ve hâkezâ, muhtelif miktarlarda eczalar alınmış. Eğer birinden, bir dirhem ya noksan veya fazla alınsa, o macun zîhayat olamaz, hâsiyetini gösteremez. Hem o hayattar tiryakı da tetkik ettik. Herbir kavanozdan bir mizan-ı mahsusla bir madde alınmış ki, zerre miktarı noksan veya ziyade olsa, tiryak hassasını kaybeder. O kavanozlar elliden ziyade iken, herbirisinden ayrı bir mizanla alınmış gibi, ayrı ayrı miktarda eczaları alınmış.
Acaba hiçbir cihette imkân ve ihtimal var mı ki, o şişelerden alınan muhtelif miktarlar, şişelerin garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın çarpmasıyla devrilmesinden, herbirisinden alınan miktar kadar, yalnız o miktar aksın, beraber gitsinler ve toplanıp o macunu teşkil etsinler? Acaba bundan daha hurafe, muhal, bâtıl bir şey var mı? Eşek muzaaf bir eşekliğe girse, sonra insan olsa, "Bu fikri kabul etmem" diye kaçacaktır.
İşte bu misal gibi, herbir zîhayat, elbette zîhayat bir macundur. Ve herbir nebat, hayattar bir tiryak gibidir ki, çok müteaddit eczalardan, çok muhtelif maddelerden, gayet hassas bir ölçüyle alınan maddelerden terkip edilmiştir. Eğer esbaba, anâsıra isnad edilse ve "Esbab icad etti" denilse, aynen eczahanedeki macunun, şişelerin devrilmesinden vücut bulması gibi, yüz derece akıldan uzak, muhal ve bâtıldır.
Elhasıl, şu eczahane-i kübrâ-yı âlemde, Hakîm-i Ezelînin mizan-ı kazâ ve kaderiyle alınan mevâdd-ı hayatiye, hadsiz bir hikmet ve nihayetsiz bir ilim ve herşeye şâmil bir irade ile vücut bulabilir. "Kör, sağır, hudutsuz, sel gibi akan küllî anasır ve tabâyi ve esbabın işidir" diyen bedbaht (Darwin), "O tiryak-ı acip, kendi kendine, şişelerin devrilmesinden çıkıp olmuştur" diyen divane bir hezeyancı, sarhoş bulunan bir ahmaktan daha ziyade ahmaktır. Evet, o küfür ahmakane, sarhoşâne, divanece bir hezeyandır.” (Tabiat Risalesi)
“Canlılar üzerindeki hesapsız hâtemlerden (yani, Allah’ın eseri olduğunu gösteren işaretlerden) yalnız şu hâteme bir bak: Birtek canlı, câmiiyeti (sayısız program ve kabiliyetleri kendisinde barındırıyor olması) sebebiyle, kâinatın küçültülmüş bir misaline, âlem ağacının çiçekli bir meyvesine ve bütün yaratılmışların münevver bir çekirdeğine benzer ki, Fâtır-ı Hakîm (her bir şeyi olması gerektiği gibi tasarlayıp var eden Allah) ekser envâ-ı âlemin nümunesini onda derc etmiştir. Güya o canlı, bütün kâinattan hikmetle tayin edilmiş nizamlarla(prensipler-kanunlarla) sağılan bir katredir. Ve hassas ilmî mizanlarla (ölçülerle) bütün kâinattan alınmış câmi’ bir noktadır. Onun içindir ki, bütün kâinatı birden tasarrufu altında tutamayan birisinin, en küçük bir canlıyı dahi yaratması mümkün değildir.
Elhasıl, aklı bozulmamış bir kimse anlar ki, meselâ balarısını birçok şeye bir nevi fihriste yapan, insanın mahiyetinde kâinat kitabının bir çok meselelerini yazan, incir çekirdeğinde koca incir ağacının programını yerleştiren, beşer kalbini binlerce âleme numune ve pencere yapan ve beşerin hafızasında insanın tarihçe-i hayatını ve onu ilgilendiren şeyleri tafsilâtıyla yazan, ancak herşeyin Hâlıkı (yaratıcısı) olan Zat olabilir. Ve böyle bir tasarruf, Âlemlerin Rabbine mahsus olan bir hâtemdir.”
Mehmet Ali Bulut - Haber 7
Bu yıl, atalarını maymunlar arasında arayan Darwin’in doğumunun 200. yılı imiş.
‘Çakma’ bir bilimsellikten öteye gitmeyen teorisi gibi kendisinin de gerçek bilim çevrelerinde ‘fi’ olmaya başladığı bir dönemde, birilerinin onu yeniden ihya çabası gösteriyor ki, ‘pozitivist’ düşünce adı altında kendini lanse eden ateistlik hala havlu atmış değil.
Darwin’in teorisinin kanıtlanmadığı bilim adamlarının malumudur. Fakat Şeytan’ın, fasık ve ahmaklar üzerindeki sulta ve saltanatının devam edeceği şeklindeki ‘ilahi taahhüt’ gösteriyor ki, Şeytan’a hizmet edenler pazarda daima müşteri bulacaklar.
Nerede bir ahmak, dangalak, önündeki masanın ustasız olmadığını bildiği halde şu koca kâinatı tesadüflerin eseri sanacak kadar basiretsiz ve beyinsiz varsa bakıyorum aynı zamanda Darwin’i savunuyorlar.
Aslında Darwin’in, tam da bunların kast ettiğini söyleyip söylemediği bile tartışmalı. Çünkü gerçekten kanıtlanmış bir teori değildir Darwin teorisi. Sadece bir varsayım� Kendi iç karanlığından yahut atlarının bir kısmının maymuna dönüştürülmüş olması gerçeğinden kaynaklanan bir varsayım� Yapılan bilimsel çalışmalar, bu ‘varsayım’ın artık var bile sayılmayacağını isbat etmiştir. Çünkü doğa yasalarının Darvin’i çürüttüğüne dair sayısız örnekler bulundu ve ortaya kondu bilim adamları tarafından. Geçtiğimiz günlerde Mustafa Akyol, bu konuyu işlediği için dileyen o yazıya baksın!
Ortada mevcut bunca masnuat (takyondan, fotondan, dev yıldız ve galaksilere kadar her şey) ve eşyayı görüp de onların arkasındaki aklı ve kudreti görmeyen bir ahmağın mallarının, akıllılar çarşısında müşteri bulması mümkün mü?
Böyle bir ahmağın malına ancak ve ancak onun kadar kör, sağır ve basireti ve aklı gözüne inmiş bir sofestai talip olabilir.
Nitekim o sofestailerdir ki ortalığı bulandırıp, güya bilimsellik adına bir takım kurumlara çamur atmak istiyorlar. Aslında o kurum da değil dertleri.Dertleri, ‘dinci’ diye yaftalamaya çalıştıkları bir iktidarı karalamak ve güya onların zamanında bilime saldırı olduğunu yaymaya çalışmaktır.
* * *
Darwin ‘muhali’ (vukuu mümkün olmayanı) ispat etmeye çalışmış bir zavallıdır. İşte o yüzden, bir başka muhal olan ‘bu eşyanın, bir Yaratıcı olmadan var olabileceği’ hezeyanını bilim sananlardan başkası ona rağbet etmez:
Bediuzzaman, Tabiat Risalesinde sadece Darwin’e değil, onun arkasından gidecek olanlara de enfes örneklerle cevaplar vermiş. İşte onlardan bir örnek:
“Birinci Muhal: Bir eczahanede, gayet muhtelif maddelerle dolu, yüzer kavanoz şişeler bulunuyor. O edviyelerden (ilaçlık malzeme), zîhayat bir macun (bir canlı yapılması) istenildi. Hem hayattar, harika bir tiryak, onlardan yapılmak icap etti. Geldik, o eczahanede, o zîhayat macunun ve hayattar tiryakın çoklukla efradını gördük. O macunlardan herbirisini tetkik ettik.
Görüyoruz ki, o kavanoz şişelerden herbirisinden, bir mizan-ı mahsusla, bir iki dirhem bundan, üç dört dirhem ötekinden, altı yedi dirhem başkasından, ve hâkezâ, muhtelif miktarlarda eczalar alınmış. Eğer birinden, bir dirhem ya noksan veya fazla alınsa, o macun zîhayat olamaz, hâsiyetini gösteremez. Hem o hayattar tiryakı da tetkik ettik. Herbir kavanozdan bir mizan-ı mahsusla bir madde alınmış ki, zerre miktarı noksan veya ziyade olsa, tiryak hassasını kaybeder. O kavanozlar elliden ziyade iken, herbirisinden ayrı bir mizanla alınmış gibi, ayrı ayrı miktarda eczaları alınmış.
Acaba hiçbir cihette imkân ve ihtimal var mı ki, o şişelerden alınan muhtelif miktarlar, şişelerin garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın çarpmasıyla devrilmesinden, herbirisinden alınan miktar kadar, yalnız o miktar aksın, beraber gitsinler ve toplanıp o macunu teşkil etsinler? Acaba bundan daha hurafe, muhal, bâtıl bir şey var mı? Eşek muzaaf bir eşekliğe girse, sonra insan olsa, "Bu fikri kabul etmem" diye kaçacaktır.
İşte bu misal gibi, herbir zîhayat, elbette zîhayat bir macundur. Ve herbir nebat, hayattar bir tiryak gibidir ki, çok müteaddit eczalardan, çok muhtelif maddelerden, gayet hassas bir ölçüyle alınan maddelerden terkip edilmiştir. Eğer esbaba, anâsıra isnad edilse ve "Esbab icad etti" denilse, aynen eczahanedeki macunun, şişelerin devrilmesinden vücut bulması gibi, yüz derece akıldan uzak, muhal ve bâtıldır.
Elhasıl, şu eczahane-i kübrâ-yı âlemde, Hakîm-i Ezelînin mizan-ı kazâ ve kaderiyle alınan mevâdd-ı hayatiye, hadsiz bir hikmet ve nihayetsiz bir ilim ve herşeye şâmil bir irade ile vücut bulabilir. "Kör, sağır, hudutsuz, sel gibi akan küllî anasır ve tabâyi ve esbabın işidir" diyen bedbaht (Darwin), "O tiryak-ı acip, kendi kendine, şişelerin devrilmesinden çıkıp olmuştur" diyen divane bir hezeyancı, sarhoş bulunan bir ahmaktan daha ziyade ahmaktır. Evet, o küfür ahmakane, sarhoşâne, divanece bir hezeyandır.” (Tabiat Risalesi)
“Canlılar üzerindeki hesapsız hâtemlerden (yani, Allah’ın eseri olduğunu gösteren işaretlerden) yalnız şu hâteme bir bak: Birtek canlı, câmiiyeti (sayısız program ve kabiliyetleri kendisinde barındırıyor olması) sebebiyle, kâinatın küçültülmüş bir misaline, âlem ağacının çiçekli bir meyvesine ve bütün yaratılmışların münevver bir çekirdeğine benzer ki, Fâtır-ı Hakîm (her bir şeyi olması gerektiği gibi tasarlayıp var eden Allah) ekser envâ-ı âlemin nümunesini onda derc etmiştir. Güya o canlı, bütün kâinattan hikmetle tayin edilmiş nizamlarla(prensipler-kanunlarla) sağılan bir katredir. Ve hassas ilmî mizanlarla (ölçülerle) bütün kâinattan alınmış câmi’ bir noktadır. Onun içindir ki, bütün kâinatı birden tasarrufu altında tutamayan birisinin, en küçük bir canlıyı dahi yaratması mümkün değildir.
Elhasıl, aklı bozulmamış bir kimse anlar ki, meselâ balarısını birçok şeye bir nevi fihriste yapan, insanın mahiyetinde kâinat kitabının bir çok meselelerini yazan, incir çekirdeğinde koca incir ağacının programını yerleştiren, beşer kalbini binlerce âleme numune ve pencere yapan ve beşerin hafızasında insanın tarihçe-i hayatını ve onu ilgilendiren şeyleri tafsilâtıyla yazan, ancak herşeyin Hâlıkı (yaratıcısı) olan Zat olabilir. Ve böyle bir tasarruf, Âlemlerin Rabbine mahsus olan bir hâtemdir.”
Mehmet Ali Bulut - Haber 7
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)