31 Ocak 2009 Cumartesi

Mercan dede- Bir eski İstanbul


Bir Eski İstanbul - Mercan Dede

Yansımalar...pervane..


pervane yansımalar.mp3 -

Şeytanın hilesi..

1 - BİR DEFAYLA BİR ŞEY OLMAZ.
2 - DAHA GENCİZ.
3 - ALLAH (C.C) KALP TEMİZLİĞİNE BAKAR.
4 - ALLAH (C.C.) İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ.
5 - EMEKLİ OLDUKTAN SONRA.
6 - ZAMAN SİZE DEĞİL SİZ ZAMANA UYUN.
7 - BİR ŞEY OLMAZ Allah(C.C) AFFEDER.
8 - BU KADAR GÜNAHTAN SONRA BİRAZ ZOR AFFEDİLİRSİN.
9 - FAZLA DÜŞÜNME KAFAYI YERSİN.
10 - CEHENDEMDE BİR SÜRE YANDIKTAN SONRA CENNNETE GİRMEYECEKMİYİZ. (Sanki kibrit çöpünün ateşine dayana biliyormuş gibi)
11 - BİZ BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK.
12 - AMAN HA DİKKAT BEYNİNİZİ YIKAMASINLAR
Alıntıdır..

"Kul" dedi ki...
1. BİR DEFAYLA BİRŞEY OLMAZ..
Neler olmaz ki.
2. DAHA GENCİZ ..
Ecel celladı her an seni gözlüyor.
3. ALLAH KALB TEMIZLİĞİNE BAKAR ..
Kalb kalıbla temizlenir.
4. ALLAH İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ
Peygamberler onun için var ama.
5. EMEKLİ OLDUKTAN SONRA..
o zaman kadar dünyadan emekli olursan ne olacak?
6. ZAMAN SIZE DEGIL SIZ ZAMANA UYUN ..
uyutma beni. Benim uyacağım kaynak belli.
7. BİRŞEY OLMAZ ALLAH AFFEDER ..
Allah'ın cehennem diye bir memlekti de var.
8. BUKADAR GÜNAHTAN SONRA, BIRAZ ZOR AFFEDİLİRSİN ..
Efendine, efendilik etme.
9. FAZLA DÜŞÜNÜRSEN KAFAYI YERSİN.
Kafasızların nakarat cümlesi
10. CEHENNEMDE BİR SÜRE YANDIKTAN SONRA CENNETE GİRMEYECEKMİYİZ SANKİ ..( sanki kibrit cöpünün atesine dayanabiliyormusuz gibi )
İmanı garantile de öyle konuşalım
11. BİZ BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK ..
Neden onlar cenneti mi garantiledi?
12. AMAN HA DIKKAT BEYNİNİZİ YIKAMASINLAR..
Sen de beynini beynde bırakma....
kul...

Allah razı olsun mübareğim,çok hoşuma gitti yazıya ekledim..

MU'MİNÛN suresi ilk 11 ayet meali..

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir;
2. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler;
3. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;
4. Onlar ki, zekâtı verirler;
5. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar;
6. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir.
7. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.
8. Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler;
9. Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.
10. İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır;
11. (Evet) Firdevs'e vâris olan bu kimseler, orada ebedî kalıcıdırlar.

27 Ocak 2009 Salı

Vermeyince mabud...

Bilenler vardır elbet...tekrarül ahsen kabilinden(:
Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş.
Herkes bir şeyler istiyorTıkandı baba, çay getirTıkandı baba, oralet getir. Vb
Bu durum Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş
Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi
Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba
Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.
Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu.
Benimki de akıyordu ama az akıyordu.
"Benimki de onlarınki kadaraksın" diye içimden geçirdim.
Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
Bu sefer içimden " Onlarınkikadar akmasada olur, yeter ki eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.
Ben yine açmak için uğraşırken hızır göründü veTıkandı baba, tıkandı.
Uğraşma artık, dedi
. O gün bu gün adım "Tıkandı baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı.
Şimdide burada çaycılık yapıpgeçinmeye çalışıyoruz.
Tıkandı baba'nın anlattıkları Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına
;Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz .
Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz
.Sultan Mahmut'un adamları peki demişler
ve
ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba'ya baklavaları vermişler.
Tıkandı baba baklavayı almış, bakmış baklava nefis.
" Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik.
Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evinyolunu tutmuş.
Yolda giderken "Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmayaTaze baklava, güzel baklava !
Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş.
Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp eldeettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış.
Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş.
Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Birbakmış ki altın.
Şaşırmış,
diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın.
Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçipbaşlamış beklemeye.
Sultanın adamları
ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler.
Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamakiçin aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibiBaba baklavan güzeldi.
Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım, demiş
. Tıkandı baba daPeki, demiş ve anlaşmışlar.
Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba'dan baklavaları satın almış.
Aradan bir ay geçince
Sultan Mahmut ;Bizim Tıkandı baba'ya bir bakalım, deyip Tıkandı baba'nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş.
Girmiş girmesine ama birde ne görsünbizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın.
Sultan;
Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş
Geldi sultanım
Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım.
Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve Devletin hazine odasına götürmüş.
Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içinebir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek
. Sultan demiş;
Baba senin buradan da nasibin yok.
Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış
Alın bu adamı Üsküdar'ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin.
O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş.
Padişahın adamları"peki" deyip adamı alıp
Üsküdar'a götürmüşler.
Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler.
Baba,Niçin, demiş. AskerlerHele sen bir beğen bakalım demişler.
Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış elineNe olacak şimdi, demiş
Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı
.demiş.
adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıpbaşına düşmüş.
Adamcağız oracıkta ölmüş.
Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler.
İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş
“VERMEYİNCE MABUD NEYLESİN SULTAN MAHMUT..”

Sır

SIR
Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış.
Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca,
Yavuz ona:
- Sen sır saklamayı bilir misin?
diye sormuş.
Vezir:
- Evet hünkarım, bilirim dediğinde,
Yavuz cevabı yapıştırmış:
- İyi, ben de bilirim.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Allah


De ki: O Allah’tır, tektir. O’nun hiçkimseye ihtiyacı yoktur, herkes O’na muhtaçtır



İ’lem eyyühe’l-aziz!

Senin iktidarın kısa, bekan az,
hayatın mahdut,
ömrünün günleri madud ve herşeyin fanidir.
öyleyse, şu kısa, fani ömrünü fani şeylere sarf etme ki, fani olmasın.
Baki şeylere sarf et ki, baki kalsın.

Mesnevi Nuriye,

Zain Bhikha- Mountains of MAKKAH!


Mountains of makkah - Zain Bhikha

25 Ocak 2009 Pazar

Zain Bhikha- ALLAH Knows..

Sonzamanlarda işittiğim en güzel ses.. maşaAllah..


Allah Knows - Zain Bhikha

When you feel all alone in this worldAnd there’s nobody to count your tearsJust remember, no matter where you are

Allah knowsAllah knows
When you carrying a monster loadAnd you wonder how far you can goWith every step on that road that you take

Allah knowsAllah knows

CHORUSN

o matter what, inside or outThere’s one thing of which there’s no doubtAllah knowsAllah knowsAnd whatever lies in the heavens and the earthEvery star in this whole universe

Allah knowsAllah knows


When you find that special someoneFeel your whole life has barely begunYou can walk on the moon, shout it to everyone

Allah knowsAllah knows


When you gaze with love in your eyesCatch a glimpse of paradiseAnd you see your child take the first breath of life

Allah knowsAllah knows


CHORUS


When you lose someone close to your heartSee your whole world fall apartAnd you try to go on but it seems so hard

Allah knowsAllah knows


You see we all have a path to chooseThrough the valleys and hills we goWith the ups and the downs, never fret never frown

Allah knowsAllah knows
CHORUS (x2)


BRIDGE:

Every grain of sand,In every desert land, He knows.Every shade of palm,Every closed hand, He knows.Every sparkling tear,On every eyelash, He knows.Every thought I have,And every word I share, He knows.

Allah knows.

Asmmau ALLAH --Sami Yusuf..


Asmmau Allah - - Sami Yusuf

Hayat Apartmanı...

İ'lem eyyühe'l-aziz!
İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir.
Evet,
hayat apartmanı yıkılıyor.
Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor.
Zaman da sel dolaplarını sür'atle çalıştırıyor.
Arz sefinesi de, sür'atle giderken............. âyetini okuyor.
Sefine-i arz sür'atle yürürken, dünyanın gayr-ı meşru lezzetlerine uzatılan ellere zehirli dikenlerin batacağı düşünülsün.
Binaenaleyh,
o zehirli dünya oklarına bakıp el uzatma. Firâkın elemi, telâki lezzetinden ağırdır. Ey nefs-i emmârem! Sana tâbi değilim.
Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş;
ben
ancak ve ancak beni yaratıp, şems ve kamer ve arzı bana musahhar eden Fâtır-ı Hakîm-i Zülcelâle abd olurum.
Ve keza,
kader muhitinde uçan tayyare-i ömre
veya hayat dağları arasında açılan uhdut ve tünellerinden şimşekvâri geçen zamanın şimendiferine bindirerek
ebedül'âbad memleketinin iskelesi hükmünde olan kabir tünelinin kapısına sevk eden Hâlık-ı Rahmânü'r-Rahîmden medet istiyorum.
Ve keza,
hiçbir şeyi dualarıma, istigâselerime ve niyazlarıma hedef ittihaz etmem.
Ancak küre-i arzı harekete getiren,
felek çarklarını durdurmaya ve şems ve kamerin yerleştirilmesiyle zamanın hareketini teskin ettirmeye
ve
vücudun şahikalarından yuvarlanıp gelen şu dünyayı sakin kılmaya kadir olan kudreti nihayetsiz Rabb-i Zülcelâle
dualarımı, niyazlarımı arz ve takdim ediyorum.
Çünkü, herşeyle alâkadar âmâl ve makasıdım vardır.
Ve keza,
kalbime vaki olan en ince, en gizli hatıraları işittiği ve kalbimin müyûl ve emellerini tatmin ettiği gibi,
akıl ve hayalimin de temenni ettikleri saadet-i ebediyeyi vermeye kadir olan Zât-ı Akdesden maada kimseye ibadet etmiyorum.
Evet, dünyayı âhirete kalb etmekle kıyameti koparan kudret muktedirdir, âciz değildir.
Bir zerre o kudretin nazarında gizlenemez.
Şems, büyüklüğüne güvenerek o kudretin elinden kurtulamaz.
Evet,
onun mârifetiyle elemler lezzetlere inkılâp eder.
Evet,
Onun marifeti olmazsa, ulûm evhama tahavvül eder. Hikmetler illet ve belâlara tebeddül eder.
Vücut ademe inkılâp eder. Hayat ölüme ve nurlar zulmetlere ve lezâiz günahlara tahavvül eder.
Evet,
Onun marifeti olmazsa, insanın ahbabı ve mal ve mülkü insana a'dâ ve düşman olurlar.
Beka belâ olur. Kemal hebâ olur. Ömür hevâ olur.
Hayat azap olur. Akıl ikab olur.
Âmâl, alâma inkılâp eder.
Evet,
Allah'a abd ve hizmetkâr olana herşey hizmetkâr olur.
Bu da, herşey Allah'ın mülk ve malı olduğunu İmân ve iz'an ile olur
Risale-i Nur..
İ’lem eyyühe’l-aziz!
Aklı başında olan insan, ne dünya umurundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz.
Zira dünya durmuyor, gidiyor.
İnsan da beraber gidiyor.
Sen de yolcusun.
Bak, ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulû etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış.
Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahaza, ebedî ömrün önündedir.
O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır.
Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok.
Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!
Mesnevi Nuriye, s. 111

Ey Nefsim..

Ey nefsim!
Deme,"Zaman değişmiş,
asır başkalaşmış;
herkes dünyaya dalmış,
hayata perestiş eder,
derd-i maîşetle sarhoştur.

"Çünkü, ölüm değişmiyor;
firâk bekâya kalbolup, başkalaşmıyor.
Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor; ziyâdeleşiyor.
Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peydâ ediyor.

Hem deme, "Ben de herkes gibiyim."
Çünkü, herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder.Herkesle musîbette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.
Risale-i nur Külliyatı..

Damla..


Taşı delen, suyun kuvveti değil,
damlaların sürekliliğidir.

Latin Atasözü

Osmanlıdan Mülhaym yardımı..




19.yüzyılda Almanya nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin biryakasında almanlar,öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar,her sene nehrin Almanlar daki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı.
O sıralar,birliğini temin edemeyen güçsüz almanlar ise buna fazlases çıkaramıyorlardı tabii.her sene böyle olunca çareyi Osmanlı sultanına durumu yazıp,imdat istemekte bulurlar.
mektupta şöyle demektedir: 'Fransızlar her sene bize zulmediyor,mahsulümüzü elimizden alıyorlar.siz ki,dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı,ISLAMiyetin de halifesisiniz.bizi şu zulümden kurtarın.asker gönderin.ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkanı sağlayın.'
Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğiniinceleyen padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez;yalnızcaasker elbisesi göndermeyi kafi bulur ve cevabı bir mektupla beraberiçi askeri elbise dolu 3 çuval yollanır.
Şaşkına dönen Almanlar,çuvalı alıp mektubu okurlar: 'Fransızlar korkak ademlerdir.onlara yeniçeri göndermemize gerekyoktur.yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kafidir.
Çuval içindeki osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin.mahsul zamanı,nehrin görülecek yerlerinde dolaştırın.karşıdan görenFransızlar için bu kafidir.' bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar.hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde,nehir kıyısındadolaşmaya başlarlar.ertesi gün,karşıdan gelen haber,Almanların sevinççığlıkları atmalarına sebep olur:
'Osmanlılardan imdat geldiğini düşünen fransızlar,korkudan köylerini de terk ederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar.mahsulünüzürahatça toplayabilirsiniz.zulüm sona ermiştir.' Bu olay,Mülhaymlilerin gönüllerinde taht kurmuştur.
bu kıyafetlerini,daha sonra Mülhaym e bağlı Karlsruhe müzesinekoyup ziyarete açarlar. Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. ayrıca,halen olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip,hadiseyitemsilen kutlarlar
ulaşılabilir net ortamından alıntıdır..
(OSMANLI nın yıkılmak üzereyken bile dünyada ültimaton sahibi oluşu nekadar çok şeyi ifade ediyor aslında..)

24 Ocak 2009 Cumartesi


ABDURRRAHİM KARAKOÇ ŞİİR KLİBİ halilakpinarcom video
Yükleyen anadolugenclik571

Faniyim..

"Fânîyim, fânî olanı istemem;
âcizim, âciz olanı istemem.
Rûhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayr istemem.
İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.
Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.
Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı birden isterim.''
Bediüzzaman..

Palästina- Du bist nicht allein!

Global mim hareketi için Almanca çeviri..hazırlayan Rüyetberin kardeşime teşekkürler..


Palästina- Du bist nicht allein!

Muslims Blog Aktion “Make a Sentence for Palestine!”Lieber Blog-Freund,als türkische Blogger wollen wir unsere Stimme für unsere palästinischen Brüder noch lauter machen Dafür haben wir etwas wie eine Ketten-E-Post gestartet. Nun machen wir das mit Hilfe der Blogs. Ein erstaunliches Erfolgserlebnis dieser Ketten-Reaktionen haben wir es in unserem Land mehrmals beobachten können.Und heute ist die Zeit für eine globale Aktion! Diese Aktion soll so stark sein , so dass Israel dadurch gestoppt wird.

Eine in der Türkei angefangene Blogger-Mail-kette, muss wie ein Phänomen die ganze Welt bestürmen. Wir nennen das in der Türkei „mim-Welle“ etwas wie “Blog Action Day”.Was du kannst ist folgendes: Mit einem gemeinsamen Titel „Muslims Blog Aktion “Make a Sentence for Palestine!” schreib dein persönliches Kommentar zu Palästina und empfehle diese Aktion an deine Freunde weiter.

Aber bitte nur mit gleichem Titel! Du musst beachten, dass kein Kettenbruch entsteht!Für dein Mitmachen bei diesem Apell von einer kleinen türkischen Bloggruppe bedanken wir uns voraus recht herzlich.

Dein Freund

FİLİSTİNLİLER TAŞ ATIYOR; SİZ BİR İMZA ATMAZ MISINIZ?

Nurforum da açılmış bir başlık..

http://www.israililanetliyorum.com/index.php?action=ana&data=imzala

En azından bunu yapalım..

Mc Donald's dan açıklama! kim inanırsa? yalanlara...

İslam aleminin tepkisini farkeden Mc yetkilileri kendilerince bir açıklama yapmışlar.. Şahsen beni hiçte tatmin etmedi bu izahat, zira bizim derdimiz burdan elde ettikleri geliri nereye harcadıkları ..Oysa buna bir açıklama getirmeyi bırakın değinmemişler bile..

Kanla beslenen bu kuruluş vicdanını cebinde gördüğü için desteğine elbette devam edecek..

Aklı başında her müslümanda BOYKOTuna devam edecek biiznillah..






21 Ocak 2009 Çarşamba

Kelime manaları için...

Anlamını bilmediğiniz kelimelerin üzerini çift tıklayınız..Risale-i nur sözlüğü eklenmiştir..

O (c.c) na .....





Ey feryadı, hasretleri savuran..
Kurtulmak istersen en derin yaralardan..
O(c.c)na sığın..O(c.c) na inan..
by ene.....

20 Ocak 2009 Salı

Tam 45 sene

Uzun seneler önceydi...ilk hacc'a gittiğim sene...Medinede , resul-ü ekremin misafiriydik..otelimiz çok yakın olmasına rağmen kısa zamanları kıymetlendirmek için mescidde vakit geçiriyorduk..

Mescidin içinde oturmuş cevşenimi okuyordum..yaşlı birkaç türk teyze usulca yanıma oturdular, benım Arap olduğumu sandıkları için elleri ile maşallah dercesine omuzuma dokundular..içlerinden birisi epey yaşlı olmasına rağmen hiç oturmuyor herkese zemzem dağıtmaya gayret ediyordu..

Ben tam kalkıp zemzem alacakken hemen kalktı ve birbardak zemzem getirdi bana da dua et diye eli ile işaret etti..

Kendisi ile konuşmaya başlayınca türk olduğuma şaşırıp memnuniyetinden sohbete başladı..

bu teyzem (ki Allah ondan ganı ganı razı olsun..)

kendi Hacc hikayesini anlatınca kendimden utandım.. ben onunkadar yanmamıştım...onun kadar fiilen isbatlamamıştım iştiyakımı....belkide onunkadar istememiştim bile..): halada O teyzemin şevkini taşıdığımı sanmıyorum.. ( Rabbim ıslah etsin benı..)

Onun hikayesi ;

'' seneler önce eşi ile birlikte yenı evli iken çorumdan ankaraya sırtlarında sadece bir yorgan ile göçmüşler..

eşi meslek sahibi değil..işsiz inşaatlarda yatmışlar..eşide bu inşaatlarda çalışmaya başlamış.. tam 45 sen dile kolay.. 45 sene çalışmışlar kendiside temiz , ehli imanın evlerine yardıma gitmiş.. 1 göz odalı bir kulübe yapmışlar kendilerine..( bu kulübe için nasıl şükrediyordu tarifinden acizim..)
ve asıl en mühim tarafı gündelikle çalışan bu insanlar tam 45 sene kazançlarının hergün yarısını HACC için birkenara ayırmışlar..

Bu ne azim.. bu ne istek ve nasılbir aşk ki 45 sene boyunca hazır lezzetini tehir ettiriyor..o kazancı harcatmayıp biriktiriyor..sabırla...

Ve kendisine resmen yalvarırcasına
''- Teyzam neolur bize dua et.. kimsenin olmasada senın haccın makbuldür bize dua et ... '' diyorum..

Acaba nekadar istiyorum(z) ?!

45 sene kazancını nekadar ihtiyaç hisssetsede harcamayan bu aile kadar özlem duyuyormuyum(z)...

Hacc için yapılan harcamalara 1 e 700 bereket verilmeside cabası..

gerçekten isteyen kullarından olmak duası ile..


Ya Rabb.. maddi manevi nasibimizi kesme oralardan..günah kirleri ile kararan kalblerimizi ravzanın rahmet suları ile yıka..bizi bağışla..
Tekrar betekrar makbul istekler nasib eyle bizlere..

Ahsen...


Senden daha güzelini seyretmedi bu gözler...
Vuslatınla yanan gönlüme bir esinti ver..
Nidan yankılansın semada..
Çağır benı ey Dürr- ü yekta...
by ene...

Kâfir hayattan nasıl zevk alabilir?

Sual:

Eğer denilse: Dalâlette öyle dehşetli bir elem ve bir korku var ki, kâfir, değil hayattan lezzet alması, hiç yaşamaması lâzım geliyor.

Belki o elemden ezilmeli ve o korkudan ödü patlamalıydı.

Çünkü insaniyet itibarıyla hadsiz eşyaya müştak ve hayata âşık olduğu halde, küfür vasıtasıyla, mevtini bir idam-ı ebedî ve bir firâk-ı lâyezâlî ve zevâl-i mevcudatı ve ahbabının vefatlarını ve bütün sevdiklerini idam ve mufarakat-i ebediye suretinde, gözü önünde, daima küfür vasıtasıyla gören insan nasıl yaşayabilir? Nasıl hayattan lezzet alabilir?

Elcevap:

Acip bir mağlâta-i şeytaniye ile kendini aldatır, yaşar. Sûrî bir lezzet alır zanneder. Meşhur bir temsille onun mahiyetine işaret edeceğiz.

Şöyle ki:

Deniliyor: Devekuşuna demişler, "Kanatların var, uç." O da kanatlarını kısıp "Ben deveyim" demiş, uçmamış. Fakat avcının tuzağına düşmüş.

Avcı beni görmesin diye başını kuma sokmuş. Halbuki koca gövdesini dışarıda bırakmış, avcıya hedef etmiş.

Sonra ona demişler, "Madem deveyim diyorsun, yük götür."

O zaman kanatlarını açıvermiş, "Ben kuşum" demiş, yükün zahmetinden kurtulmuş. Fakat hâmisiz ve yemsiz olarak avcıların hücumuna hedef olmuş.

Aynen onun gibi, kâfir, Kur’ân’ın semâvî ilânâtına karşı küfr-ü mutlakı bırakıp meşkûk bir küfre inmiş.

Ona denilse: "Madem mevt ve zevâli bir idam-ı ebedî biliyorsun.

Kendini asacak olan darağacı göz önünde. Ona her vakit bakan nasıl yaşar, nasıl lezzet alır?"

O adam, Kur’ân’ın umumî vech-i rahmet ve şümullü nurundan aldığı bir hisse ile der: "Mevt idam değil; ihtimal-i beka var."

Veyahut, devekuşu gibi başını gaflet kumuna sokar-tâ ki ecel onu görmesin ve kabir ona bakmasın ve zevâl-i eşya ona ok atmasın!

Elhasıl, o meşkûk küfür vasıtasıyla, devekuşu gibi mevt ve zevâli idam mânâsında gördüğü vakit, Kur’ân ve semâvî kitapların îmânün bi’l-âhiret’e dair kat’î ihbârâtı ona bir ihtimal verir; o kâfir o ihtimale yapışır, o dehşetli elemi üzerine almaz.

O vakit ona denilse, "Madem bâki bir âleme gidilecek; o âlemde güzel yaşamak için tekâlif-i diniye meşakkatini çekmek gerektir."

O adam şekk-i küfrî cihetiyle der: "Belki yoktur. Yok için neden çalışayım?"

Yani, vaktâ ki o hükm-ü Kur’ân’ın verdiği ihtimal-i beka cihetiyle idam-ı ebedî âlâmından kurtulur ve meşkûk küfrün verdiği ihtimal-i adem cihetiyle tekâlif-i diniye meşakkati ona müteveccih olur; ona karşı küfür ihtimaline yapışır, o zahmetten kurtulur.

Demek, bu nokta-i nazarda, mü’minden ziyade bu hayatta lezzet alır zannediyor.

Çünkü tekâlif-i diniyenin zahmetinden ihtimal-i küfrî ile kurtuluyor ve âlâm-ı ebediyeden, ihtimal-i imanî cihetiyle kendi üzerine almaz.

Halbuki bu mağlâta-i şeytaniyenin hükmü gayet sathî ve faydasız ve muvakkattir.

İşte, Kur’ân-ı Hakîmin küffarlar hakkında da bir nevi cihet-i rahmeti vardır ki, hayat-ı dünyeviyeyi onlara cehennem olmaktan bir derece kurtarıp bir nevi şek vererek, şek ile yaşıyorlar.

Yoksa, âhiret cehennemini andıracak, bu dünyada dahi mânevî bir cehennem azâbı çekeceklerdi ve intihara mecbur olacaklardı.

İşte, ey ehl-i iman! Sizi idam-ı ebedîden ve dünyevî ve uhrevî cehennemlerden kurtaran Kur’ân’ın himayeti altına mü’minâne ve mutemidâne giriniz ve Sünnet-i Seniyyesinin dairesine teslimkârâne ve müstahsinâne dahil olunuz, dünya şekavetinden ve âhirette azaptan kurtulunuz

Risale-i Nur Külliyatı.. Lemalar...

Buselik makamına


Buselik Makamina - MFÖ

Yusufu kaybettim..


Yusufu Kaybettim - Deli Yürek

19 Ocak 2009 Pazartesi

Dar kapı..

Nedir bu geceyle gelen bir sam?
Duyuyorum serzenişlerini.
Karanlıkta ağzının yerini
Arıyor deli gibi hafızam.
´Yanıyor unutulmuş buhurdan
Yine gecenin içinde sessiz´
Hatıralarla kabaran deniz,
Doluyor ruhun oluklarından
Işık yağıyor doğan geceden;
Nasıl diriliş bu, neden sonra?
Bu rüya gibi geceden sonra
Gidecek mi o maziden gelen?
Seziyorum senelerce susan
Ruhumda taptaze bir geriniş.
Sonuna vardığım çölden geniş
Ayaklarıma açılan umman
Bütün mevsimlerimin üstüne
Geriliyor bembeyaz bir kanat.
Gelip durdu artık işte hayat
Bana hep onu vadeden güne.
Artık ebedi huzur deminin
İçebilirim sırlı taşından
Girmek üzereyim dar kapısından
O eski rüyalar aleminin.

Orhan Veli Kanık

18 Ocak 2009 Pazar

Istanbul..

Gelmekçün ikinci bir hayata
Bir gün dönüş olsa âhiretten,
Her ruh açılıp da kâinata,
Keyfince semâda bulsa mesken,
Talih bana dönse,nâzikâne,
Bigâne kalır o iltifâta,
İstanbul'a dönmek isterim ben.
Yahya Kemal

Mesneviden...


Ey zavallı insan,
bu düşüşlerden, bu hallerden sakın ye'se kapılma;
gizli gizli o kadar çok dua et,
geceleri, o kadar çok ağla, inle ki;
sonunda yedi kat gökten kulağına kurtuluş sesleri gelsin.
Mesnevi

17 Ocak 2009 Cumartesi

Bir adamın kıymeti himmeti nisbetindedir..

Bu köyün yabancısı bloğuna yaptığım bir yorum, uzunluğuna ve ehemmiyetine binaen kendi bloğumdada yayınlıyorum..


Ecnebîlerin bir kısmı, nasıl kıymettar malımızı ve vatanlarımızı bizden aldılar.

Onun bedeline çürük bir mal verdiler.

Aynen öyle de, yüksek ahlâkımızı ve yüksek ahlâkımızdan çıkan ve hayat-ı içtimaiyeye temas eden seciyelerimizin bir kısmını bizden aldılar.

Terakkilerine medar ettiler. Ve onun fiatı olarak bize verdikleri sefihane ahlâk-ı seyyieleridir, sefihane seciyeleridir.

Meselâ: Bizden aldıkları seciye-i milliye ile, bir adam onlarda der: “Eğer ben ölsem milletim sağ olsun. Çünki milletimin içinde bir hayat-ı bâkiyem var.” İşte bu kelimeyi bizden almışlar ve terakkiyatlarında en metin esas budur. Bizden hırsızlamışlar.

Bu kelime ise, din-i haktan ve iman hakikatlarından çıkar. O bizim, ehl-i imanın malıdır. Halbuki ecnebilerden içimize giren pis, fena seciye itibariyle bir hodgâm adam bizde diyor:

“Ben susuzluktan ölsem, hiç yağmur bir daha dünyaya gelmesin.

Eğer ben görmezsem bir saadeti, dünya istediği gibi bozulsun.”

İşte bu ahmakane kelime dinsizlikten çıkıyor, âhireti bilmemekten geliyor.

Hariçten içimize girmiş, zehirliyor. Hem o ecnebilerin bizden aldıkları fikr-i milliyetle bir ferdi, bir millet gibi kıymet alıyor.

Çünki bir adamın kıymeti, himmeti nisbetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir.

Bediüzzaman...

efkâr...


Hangi efkârın içinde dolanıp duruyorsun..
Bu kaçıncı hezimet hâlâ anlamıyorsun...
by ene...

16 Ocak 2009 Cuma

Cenazeme gelirmisin?

Biliyorum, hiç beklemiyordun bu daveti.

Ansızın geliverdi değil mi? Ansızın vurdu şakağına; saçaktan düşen buzdan kılıçlar gibi. Şaşırdın. Huzurunun göbeğine irice bir taş savruldu; halka halka titremede gönlünün düştüğü göl şimdi.

Neşesi kaçtı vaktin; sevinçlerini pervane ettiğin mumlar titredi, bitti. Akrep ve yelkovanın ayakları dolandı; beklediğin “az sonra”lar havada asılı kaldı.

Hüznün ölü kelebekleri kıpırdadı, sızılandı. Aşinâlığın tadı bozuldu; acının ketum, kekre sütunları devrildi göğsüne.

Başını yasladığın uzun saatler, uzanıp uyuduğun bitmez günler vaadlerini yerine getiremeyeceklerini söylediler; yüzleri yerde, mahçup.

Oyala(n)dığın ağaç gölgeleri çekildi üzerinden. Avunduğun/avuttuğun haz perdeleri parelendi. Gözlerini ıslatamadan giden yağmurlar elindeki şemsiyeyi uçurdu.

Konforunu bozmamak için parmak uçlarına basa basa odana gören, kalbini kanatmadan usulca gidiveren uzak acılar yakana dolandı şimdi.

“Daha dün konuşmuştuk ama...” diyorsun. “Ama nasıl olur!”lar çekip çekiştiriyor iki yakanı. “Hiç beklenmedik bir ölüm!” “Vakitsiz” “Erken!” “Sürpriz!” İşine ara vereceksin bugün...

Kocaman bir pürüz olup çıkıverdim karşına. Hızını kestim hayatının. Üzerine saldım kaygılarını. Köşe bucak kaçtığın korkulara sobelettim seni.

Ölümle arana koyduğun duvarı yıktım. “Ölüm bize de yaklaşırmış/yakışırmış” dedin. “Ölmesi kanıksanmış, ölünesi bir yaştayız artık.” “Rahmetli...” sıfatını ismimin üzerine yumuşak bir şal gibi atıvereceksin.

İki yakasında da eksiğim İstanbul’un. Vapurların hiçbiri beklemiyor beni iskelede. Ben öldüm diye şeritleri eksilmedi otoyolların. Şimdiye kadar hep başkalarıydı ölen. Hayret! Ben öldüm bu defa...

Şimdilerimin hiçbirine dokundurmadığım, yarından sonrasına bile yaklaştırmadığım ölüm şimdi/m oluverdi.

Oysa, oysa...Gitsen de bir gitmesen de bir; bir cenaze olurdu camilerden birinin avlusunda. Belki bir kalabalık çıkagelirdi önüne...

Bir sokağın başında.

Yol kenarında, gözünü sakındığın mezarlığın giriş kapısında. “Nasılsa, ölen biri çıkar bu şehirde her gün!” diye kanıksadığın. Adını bile sormaya zahmet etmediğin. Eksilenin kim olduğuna aldırış etmediğin.

Gitti diye üzülmediğin birinin cenazesi işte. Aynı manzara, aynı tabut, aynı üzgün yüzler. Aynı güneş gözlükleri. Ağladığı mı, yoksa ağlayamadığı mı anlaşılmasın diye saklanan gözler. Sanki hayatın ortasında duran ölümü inkâr etmek için göz göze gelmemeler.

Sıradan bir cenaze yani. Seni bilmem ama ben bu cenazeye mutlaka gitmeliyim. Ayıp olur, çok ayıp... Davetlilerin yüzüne bakamam sonra.

Dediği gibi şairin, bir musallâlık saltanatım bu benim. Başroldeyim. Toprağa konulacak adam rolü benim. Ardından ağlanılacak adamı ben oynayacağım. Hiç itirazsız karanlığa uzanmak bana düştü bu defa.

Üzerine toprak atılan adamı...
Unutulmuşluklar altında yüzü erimeye bırakılan adamı...
Hüzünlerin münasebetsiz müsebbibi olacak adamı... Ayakkabısı kendisini beklerken bağları çözülecek adamı....
Elbiseleri evden çıkarılacak adamı...
Ben oynayacağım.
Yatağı soğuk kalacak adamı...
Akşam eve dönmeyecek adamı...
Kapıyı çalması beklenmeyecek adamı...
Sofrada yeri olmayacak adamı...
Adı telefon rehberinden silinecek adamı...
Şehrin dudaklarından yarım ağız çıkmış bir hece gibi önemsizleşecek adamı....

Ben oynayacağım.

Sevinçlerin ortasına en fazla bir hıçkırık gibi sokulsa bile hatıraların eşiğinden yüz geri edilecek adamı...
Resmine bakıp bakıp da ağlanacak (yoksa ağlanılmayacak mı?) adamı... .
“Adı neydi.... Hani....!” diye yokluğu kanıksanacak adamı....
Soluk bir resimde mahzun bir tebessümün ardında aşklarını saklayan, susturan adamı...
Ben oynuyorum bugün... Sahnedeyim. Beklerim.
En öndeki olmalısın ayakta duranların. En dik duranı.

İşte davetiyen: Canını çok seven, her günün sabahında burada sonsuzca yaşayacağına yeniden kanan, her lezzetin tükenişinde ölümün yanına uğradığını unutan, her hazzın zirvesinde yakasındaki ölümlü etiketini isteyerek düşüren, her yaz sıcağında içi dünyaya iyiden iyiye ısınan, doğduğu yılın rakamının büyüklüğünün kendisini kabirden uzak tuttuğunu sanarak avunan,

kalbinin her atışında ölümlerden döndüğünün farkında olmayan, damarlarının bir köşesinde ansızın geliverecek pıhtılardan yapılmış veda haberleri saklayan, ayrılıkların çatlaklarından giren hüzünleri ölümün nefesi gibi yudumlayan, sevenlerinin gözlerinin ışığına sığınarak ısınan, unutulmayı, yok sayılmayı en ürkütücü uçurum bilen, güzelliğini aynaların kırıklarında arayan, toprağa girmeye üşenen, uzun süredir aramızda yaşayan dostumuz, arkadaşımız, sırdaşımız, kardeşimiz, babamız, evladımız, şimdilik unutmayacağımızı umduğumuz, bir süre unutmaktan utanacağımız, sonra unutacağımız, en sonunda unuttuğumuzu da unutacağımız senai demircidoğduğu gün yakalandığı fanilik hastalığından, uzun süredir yatalak olmasına yol açan “her nefis ölümü tadacaktır!” yarasından, ömür boyu sancısını çektiği amansız yaşama rahatsızlığından kurtulup aramızdan ayrıl[maya ayarlan]mıştır.

Cenazesi -umulur ki- en uzak zamanda, sızılarının köşe başlarında kılınan cenaze namazını takiben kaldırılacak, gözünden (belki gönlünden) uzak bir yerde unutuluş toprağına gömülecektir.


senai demirci...

ısraile lanet!



Yorumsuz...

Yahudi zihniyetinin kalesi Coca cola


Hâlâ cola yerine filistin kanı içen varmı?

Adamlar alenen dinimizle alay ediyor.... ve sizlerin verdiği destekle kardeşlerimizi katlediyor...!!!

Coca cola satan dükkanları dahi protesto edelim...!!