31 Ağustos 2009 Pazartesi
30 Ağustos 2009 Pazar
İ'lem Eyyühel...
Evet yaşadığın ömürden dünyada göreceğin istifade ancak yüz sene olur.
29 Ağustos 2009 Cumartesi
Ramazan’da Kur’an’ı dinlemek…
Ramazan-ı Şerifin sıyâmı, Kur'ân-ı Hakîmin nüzulüne baktığı cihetle ve Ramazan-ı Şerif, Kur'ân-ı Hakîmin en mühim zaman-ı nüzulü olduğu cihetindeki çok hikmetlerinden birisi şudur ki:
Kur'ân-ı Hakîm, madem şehr-i Ramazan'da nüzul etmiş.
O Kur'ân'ın zaman-ı nüzulunu istihzar ile,
o semâvî hitabı hüsn-ü istikbal etmek için:
Ramazan-ı Şerifte nefsin hâcât-ı süfliyesinden
ve mâlâyâniyat hâlâttan tecerrüt
ve ekl ve şürbün terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek
ve bir surette o Kur'ân'ı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek
ve ondaki hitâbât-ı İlâhiyeyi güya geldiği ân-ı nüzulünde dinlemek
ve o hitabı Resul-i Ekremden (a.s.m.) işitiyor gibi dinlemek,
belki Hazret-i Cebrâil'den,
belki Mütekellim-i Ezelîden dinliyor gibi bir kudsî hâlete mazhar olur.
Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur'ân'ın hikmet-i nüzulünü bir derece göstermektir.
Evet, Ramazan-ı Şerifte güya Âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor. Öyle bir mescid ki, milyonlarla hâfızlar, o mescid-i ekberin köşelerinde o Kur'ân'ı, o hitab-ı semâvîyi arzlılara işittiriyorlar.
Her Ramazan, “O Ramazan ayı ki Kur'an o ayda indirilmiştir.” (Bakara Sûresi: 185. ) âyetini, nuranî, parlak bir tarzda gösteriyor;
Ramazan Kur'ân ayı olduğunu ispat ediyor.
O cemaat-i uzmânın sair efradları, bazıları huşû ile o hâfızları dinlerler. Diğerleri kendi kendine okurlar.
Şöyle bir vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste, nefs-i süflînin hevesâtına tâbi olup, yemek içmekle o vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkinse ve o mesciddeki cemaatin mânevî nefretine ne kadar hedef ise, öyle de, Ramazan-ı Şerifte ehl-i sıyâma muhâlefet edenler de o derece umum Âlem-i İslâmın mânevî nefretine ve tahkirine hedeftir. (Mektubat Ramazan Risalesi sh. 390)
Bediüzzaman Said Nursi
ABD medyasında Bediüzzaman Said Nursi
Amerika'da yayın yapan Ebru Tv'de, Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili kısa bir tanıtım filmi yayınlandı. Filmde Bediüzzaman'ın hayatı ve Risale-i Nurlar anlatıldı.
27 Ağustos 2009 Perşembe
26 Ağustos 2009 Çarşamba
Günün sözü...
Bediüzzaman..
24 Ağustos 2009 Pazartesi
22 Ağustos 2009 Cumartesi
If You Ask Me..( Eğer sorarsan bana..)
If You Ask Me from islamic on Vimeo.
21 Ağustos 2009 Cuma
Hayırlı Cumalar.
20 Ağustos 2009 Perşembe
Hoş geldin Ya Şehr-i Ramazan..
Buradan Ramazan risalesini okuyabilirsiniz...
Buradan Said El Gamidiyi dinleyerek Ramazan hatimi yapabilirsiniz..
Buradan ise, Oruç hakkın da ilmihal bilgilerine ulaşabilirsiniz...
Ramazanın Mescid-i haram da nasıl geçtiğini izlemek için de buradan yararlanabilirsiniz...
Ramazan Müjdesi
Ramazan'ın ilk günü ile birlikte nur ve feyiz dolu bir mevsimi yaşamaya başlarız. Kâinat şenlenir, dünya Cennetten süzülen nurânî bir hava ile dolup taşar.. Ulvi âlemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek mü'minlerin çevresini sarar. Rahmet ülkesinden müjdeler, kâinatın Rabbinden selâmlar ve mağfiret ümitleri getirir, Ramazan ayı...
Mukaddes kelâmın nazil oluşunun yıldönümünü mü'minlerle birlikte cinler, melekler; ağacı, çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, denizi ve deryasıyla yaşlı dünyamız da kutlar. Görünen ve görünmeyen âlemlerde tam manâsıyla bir bayram havası yaşanır.
Bu ayın Cenâb-ı Hak katında müstesna bir yeri vardır. Yüce Rabbimiz kendisine muhatap olarak seçtiği kullarına sonsuz rahmetinin en geniş tecellilerini bu aya tahsis eder. Başta Kur'ân-ı Kerim olmak üzere! Tevrat, Zebur ve İncil gibi diğer semavî kitapların da bu ayda indirilmiş olması, bu günlerin kıymet ve kudsiyetini artıran diğer bir husustur.
Mü'minlere İlâhî bir ihsan olarak bu günleri birer güzel fırsat bilerek değerlendirme, Rablerine olan kulluk derecelerini gösterme, Ona muhatap olabilme gayreti içine girerek tam bir ihlâs ve şuurla ibadet ve taate koşarlar.
Bu gayretin neticesi elbette karşılıksız kalmayacaktır. Oruç tutup, Ramazan ayını bir kulluk şuuru içinde geçirenler tatlı bir ânı yaşadıkları, huzura erdikleri gibi pekçok nimete de mazhar olurlar.
Ubâde bin Samit anlatıyor:
Ramazan ayının başladığı bir günde Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:
"İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah'ın rahmeti sizi kuşatır. O ay, yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir. Dualar kabul olunur. Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder. Öyle ise kulluğunuzla kendinizi Allah'a sevdirin. Asıl bedbaht olan da, bu ayda Allah'ın rahmetinden nasibini alamayandır."(1)
Ramazan her yönüyle bir ibadet mevsimidir. Her mü'min namazı, orucu, iyilikleri hizmetleri ve duâsıyla bu rahmet ve bereketten nasibini almaya çalışır. Bilerek veya bilmeyerek yapmış olduğu günahları için Allah'tan af diler. Rabbine niyazda bulunur.
Cenâb-ı Hak da kulunun bu samimi dua ve niyazını karşılıksız bırakmaz, günahlarını affeder, rahmetine garkeder.
Ramazan ayının kudsiyet ve bereketini bildiren şu hadis-i şerifi birlikte okuyalım. Peygamber Efendimiz geniş anlamda bu hususu dikkatimize vermektedir.
Selmân-ı Fârisî (r.a.) anlatıyor:
Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam Şaban ayının son günlerinde bize irad ettiği bir hutbede şöyle buyurdu:
"Ey insanlar büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı meşru kıldı.
Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır.
Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer.
Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da Cennettir.
Bu ay yardımlaşma ayıdır.
Bu ay mü'minlerin rızkını arttıracak aydır.
Bu ayda her kim oruçlu bir mü'mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden kurtulmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur."
Ashâb-ı Kiramdan bazıları,
"Ya Resulallah, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz" dediler.
Bunun üzerine
Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Allah bu sevabı bir tek hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü'mine iftar ettirene de verir" buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:
"Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur.
Bu ayda kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse, Allah da onu affeder ve Cehennemden uzak tutar.
Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasleti fazlasıyla bulundurmaya çalışınız. Bu dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisinden ise hiçbir zaman ayrı kalamazsınız.
Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin
birisi, kelime-i şehadete devam etmeniz,
diğeri de Allah'tan mağfiret dilemenizdir.
Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri
Allah'tan Cenneti istemek,
diğeri de Cehennemden Allah'a sığınmaktır.
Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.(2)
Kaynaklar:
(1) et-Tergib ve't-Terhîb, 2:99.
(2) A.g.e, 2:94.
Mehmet Paksu, Mübarek Aylar, Günler ve Geceler
18 Ağustos 2009 Salı
İnsan!
Ramazan

Mü’minin mü’mine en iyi duâsı nasıl olmalıdır?
Elcevap:
Esbab-ı kabul dairesinde olmalı. Çünkü bazı şerâit dahilinde duâ makbul olur. Şerâit-i kabulün içtimaı nispetinde makbuliyeti ziyadeleşir.
Ezcümle, duâ edileceği vakit, istiğfar ile mânevî temizlenmeli; sonra, makbul bir duâ olan salâvat-ı şerifeyi şefaatçi gibi zikretmeli ve âhirde yine salâvat getirmeli. Çünkü, iki makbul duânın ortasında bir duâ makbul olur.
* Hem bizahri’l-gayb, yani gıyaben ona duâ etmek,
* Hem hadiste ve Kur’ân’da gelen me’sur duâlarla duâ etmek; meselâ,
“Allahım, Senden kendim ve onun için dünyada ve âhirette af ve âfiyet istiyorum.” (en-Nevevî, el-Ezkâr, 74; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1: 517.)
“Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik ver, âhirette de güzellik ver. Ve bizi Cehennem ateşinin azâbından koru.” (Bakara Sûresi, 2: 201.) gibi câmi duâlarla duâ etmek
* Hem hulûs ve huşû ve huzur-u kalble duâ etmek,
* Hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra,
* Hem mevâki-i mübarekede, hususan mescidlerde,
* Hem Cumada, hususan saat-i icabede,
* Hem şuhur-u selâsede, hususan leyâli-i meşhurede,
* Hem Ramazan’da, hususan Leyle-i Kadirde duâ etmek, kabule karin olması rahmet-i İlâhiyeden kaviyyen me’muldür.
O makbul duânın ya aynen dünyada eseri görünür; veyahut duâ olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek, aynı maksat yerine gelmezse, duâ kabul olmadı denilmez, belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir.
Mektubat, s. 270
16 Ağustos 2009 Pazar
Nefsini itham eden, kusurunu görür
''Ben nerde hata yaptım'' sorusundan önce,'' O nerede hata yaptı'' diye düşünülmesi, hem kusurumuzu idrak edemeyişimize hem de mevcut sorunu sonuçsuzluğa doğru götürmeye sebeb..
Oysa ki başa gelen her hadise , muhatabımızın İmtihanı olduğu gibi , bizim de imtihanımız..
Muhterem Üstadım bu konuda diyorki...
''Nefsini itham eden, kusurunu görür
Şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir, tâ ki istiğfar ve istiâze yolunu kapasın.
Hem nefs-i insaniyenin enâniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta taksirattan takdis etsin.
Evet, şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez. Görse de, yüz tevil ile tevil ettirir.
“Tarafgirlikle bakan hiçbir kusuru göremez” sırrıyla, nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için, ayıbını görmez.
Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiâze etmez, şeytana maskara olur.
Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir peygamber-i âlîşan “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis daima kötülüğe sevk eder” (Yusuf Sûresi, 12: 53) dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir?
Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur.
Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstehak olur.'' Lem’alar, 13. Lem’a, 13. İşaret,
13 Ağustos 2009 Perşembe
"Siyaseti dinsizliğe âlet yapanlar, başkasını irtica ile ve dinini siyasete âlet yapmakla itham ederler."

Bediüzzaman Said Nursi
Kardeşlerim,
Sizce münasipse Başvekile ve dindar meb'uslara verilmek üzere, ihtara binaen yazdırılmış gayet ehemmiyetli bir hakikattir.
Mukaddeme: Kırk seneye yakın siyaseti terk ettiğimden ve ekser hayatım bir nevi inzivada geçtiğinden, hayat-ı içtimaiye ve siyasiye ile meşgul olmadığımdan, büyük bir tehlikeyi göremiyordum.
Bugünlerde o tehlikenin hem millet-i İslâmiyeye ve hem de bu memleket ve hükûmet-i İslâmiyeye büyük bir zarar vermeye zemin hazırlamakta olduğunu hissettim. Mecburiyetle, İslâmiyet milliyeti ve hâkimiyeti ve memleketin selâmeti için çalışan ehl-i siyaset ve cemiyet-i beşeriyeye hamiyetle çalışanlar için bana mânevî bir ihtar edildiğinden üç noktayı beyan edeceğim.
Devamı için ....
Bediüzzaman Said Nursi'nin 31 Mart Olayı’ndaki Tavrı
Selim Sönmez
31 Mart Olayı, Türk modernleşme tarihini anlayabilmek için kullanılan önemli malzemelerden birisi olmuştur. "İleri" ve "geri" ifadeleri çerçevesinde şekillenen Türk siyasal düşüncesi, ilk kez bu olay sayesinde somut örnek bağlamında ele alınmaya başlanmıştır.
Bu olayın ele alınarak yorumlandığı dönemler büyük ölçüde "hassas devirler" olduğu için, yapılan değerlendirmeler de taraflı ve gerçeği yansıtmaktan uzak olmuştur.
31 Mart Olayından sonra İttihad ve Terakki Partisinin (Bundan sonra İT olarak ifade edilecektir) egemenliği döneminde, olayın içinde bizzat yer alan güçlerin hakim mevkide bulunması, Cumhuriyet döneminde de 31 Mart Olayının yeni siyasal rejimi meşrulaştırmak için kullanılması bu bağlamda yapılan çalışmaları objektiflikten uzak kılmıştır.
II. Abdülhamit'in Mabeyn Başkatibi olan Ali Cevat Bey'in "Fezleke"sini yayına hazırlayan Faik Reşit Unat, kitabın başında 27 Mayıs ihtilaline gönderme yaparak, "Türkiye tarihinde son zamanlarda çok endişe duyulan bir ikinci Otuz bir Martın artık vuku bulmayacağını" belirtmesi, bu bağlamdaki çalışmaların nasıl bir önyargılı zeminde ele alındığını göstermesi bakımından önemlidir.
Bu yazının devamı için tıklayınız...
11 Ağustos 2009 Salı
!
Hayvanat içinde beni dahi menşeim olan bir katre sudan yaratan yaratmış,mucizâne yapmış,
kulağımı açıp gözümü takmış,
kafama öyle bir dimağ,
sineme öyle bir kalp,
ağzıma öyle bir dil koymuş ki,
o dimağ ve kalp ve dilde rahmetin umum hazinelerinde iddihar edilen bütün Rahmânî hediyeleri, atiyeleri tartacak,
bilecek yüzer mizancıkları,
ölçücükleri ve
Esmâ-i Hüsnânın nihayetsiz cilvelerinin definelerini açacak,
anlayacak binler âletleri yaratmış, yapmış, yazmış; kokuların, tatların, renklerin adedince târifeleri o âletlere yardımcı vermiş.
Şualar Dördüncü Şuâ
10 Ağustos 2009 Pazartesi
Mim..
Kendime yakın hissetdiğim yazılarından birşeyler kazanmayı beklediğim sınırlı bloglara yorum yaptığım ve bu bloğ dünyasında çok fazla açılan birisi olmadığım için çok fazla mimlenmem(:
Sanırım bu 3. mimim (:
Mehmetadin kardeşim hoş bir mim yollamış..
Vazgeçilmezlerimiz..Aslında çok şeyin insan hayatında değiştiği bir gerçek eski arkadaşlar hayat düzeni vb.. çok şeyleri yaşınız ilerledikçe değiştiriyor ve hayatınıza yön veren manevi değerleri ile şekillendiriyorsunuz..
Ama bazı şeyler varki siz onları değil ,o sizi değiştiriyor..Hayatımdageç de olsa başıma gelen en mükemmel şey olarak isimlendirdiğim Risale-i Nur bunların başında geliyor..
Immm evet bir düşüneyim bakalım nelerden vazgeçemiyorum..
1- Risale- i Nur külliyatım Kuran-ı Kerimim Cevşenim..(:
2- Eşim ailem..
3- limonlu dondurmam..
4-Çay.. ( Sağolsun zehra da her fırsatda çaya olan ilgimizi ziyadeleştiriyor nezaman baksam çektiklerine illaki bir boş bardak var (: onun yüzünden pc başından kalkıp çok çay demledim(: )
5-Denize aid herşey..
6-Yansımalar cd lerim..
7-İstanbul..
8-Malesef Doktorlarım..(:
Bu keyifli mim için Mehmetadin kardeşime teşekkür ediyorum..
Şayet kabul ederlerse bu mimi Ab-ı hayat , ve -mka- ya yolluyorum..
7 Ağustos 2009 Cuma
Hazreti Muhammed-Bir Peygamberin Mirası Belgeseli 6/6
Peygamber efendimiz(sav)'i anlayamamış, hâlâ kendi girdabında çırpınan,O(sav)nun davasını ve insanlığa getirdiği Nuru idrak edemiyen bazı İnsancıklara ibret olacak bir video..
İzleyin ve düşünün , Onun hayatının inceliklerini nekadar biliyoruz?
Onun getirdiği Nur olmasaydı kâinatın şekli nasıl olurdu?
Daha önemli hangi hadisedirki bize Onu unutturuyor..!
Acaba sırf dünya içinmi yaratıldık ki bütün vaktimizi ona sarfediyoruz!
Hazreti Muhammed-Bir Peygamberin Mirası Belgeseli 6/6
Yükleyen ekremsenai. -
Cumamız mübarek olsun..

6 Ağustos 2009 Perşembe
4 Ağustos 2009 Salı
Berat Kandilinizi tebrik ederim...

Herbir hasenenin Leyle-i Kadir'de otuzbin olduğu gibi, bu Leyle-i Berat'ta herbir amel-i sâlihin ve herbir harf-i Kur'anın sevabı yirmibine çıkar.
Sair vakitte on ise, şuhur-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyali-i meşhurede onbinler, yirmibin veya otuzbinlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur'anla ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır. Bediüzzaman...
Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir:"Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin
Berat gecesi kılınan namazlardan biride iki rekat olarak kılınır.
Birinci rekatta Fatiha okunduktan sonra kısa bir sure okunarak rükuya gidilir. Rükudan doğrulur ve secdeye gidilir. Secdede uzun sure kalınır, bu konuda belli bir tahdit yoktur, ne kadar dayanabilirsen.
İkinci rekatta da aynı şekilde Fatihadan sonra kısa bir sure okunur. İlk rekatta olduğu gibi secdeye gidildiğinde yine uzun sure secdede kalınır. Gücünüzün yettiği kadar. Secdeden kalkılır tahiyatta okunacaklar okunur ve selam verilir. Selam ile birlikte eller dua için alemlerin Rabbine kalkar...
Bu namaz hakkında Hz. Aişe Radıyallahu An-hum'a validemiz, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir.
-"Ya Aişe, bu gecenin nasıl bir gece olduğunu bilir misin? Bende
-"En iyisini, Allah ve Resulü bilir." Dedim. Şöyle buyurdu:
-"Bu gece şaban ayının yarısıdır. Dünya işleri ve kulların işleri bu gece Yüce Hakka arz edilir. Bu gece cehennemden azat edilenlerin sayısı; kelb kabilesinin koyunları sayısı kadardır. Bu gece bana izin verir misin"?
-"Olur" dedim. Kalkıp namaza durdu. Ayakta durması hafif oldu. Fatiha suresini okudu; sonra da küçük bir sure okudu.
"Azabından affına sığınırım. Dargınlığından rızana sığınırım. Senden sana sığınırım. Şanın yücedir. Sen kendi zatını övdüğün gibi, seni övemem..."
Sonra kendisine sordum: "Ya resulullah, bu gece secdende bir şeyler okuduğunu duydum. Bunları daha önce okuduğunu hiç duymamıştım.
"Onları hem sen öğren, hem de başkalarına öğret."
3 Ağustos 2009 Pazartesi
Oruç yine ramazana denk geldi..(:
Bir zaman gazetelerinde ''Hacc yine kurban bayramına denk geldi'' diyen bazı dinden bihaberlerin benzeri bir şey (:
Birazda tebessüm edelim dedik, bazı eşhası namühimmenin 2 gündür verdiği sıkıntıyı böylelikle kapatmış olalım ((:
Oruç yine Ramazan'a denk geldi! Komik Perişan Fm
Yükleyen anadolugenclik571. - Diğer komik videolarını izle.
Hidayet nasıl verilir...
Bu dünya imtihan dünyası ve ALLAH (cc): “Ben kulumun zannı üzereyim. Kulum beni andığında, Ben onunla birlikteyimdir. O Beni kendi başına zikrederse, Ben de onu kendim zikrederim. O Beni bir topluluk içinde zikrederse, Ben onu onunkinden daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim. Kulum Bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak giderim'' buyuruyor hadisi kudsisin de...
Bu hadis bize gösteriyorki şahsın hidayeti fiili ve kavli taleb etmesi gerek..
İman, Sa'd-ı Taftazani'nin tefsirine göre; "Cenab-ı Hakkın, istediği kulunun kalbine, cüz-ü ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur" denilmiştir. Öyleyse, iman, Şems-i Ezeliden vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır ki, vicdanın içyüzünü tamamıyla ışıklandırır. Ve bu sayede, bütün kainatla bir ünsiyet, bir emniyet peyda olur ve her şeyle kesb-i muarefe eder. Ve insanın kalbinde öyle bir kuvve-i maneviye husule gelir ki, insan, o kuvvetle her musibete, her hadiseye karşı mukavemet edebilir. Ve öyle bir vüs'at ve genişlik verir ki, insan o vüs'atle geçmiş ve gelecek zamanları yutabilir(işaratul icaz tefsiri)
Ohalde dualarımızı maksada muvaffak olmak için '' Ya Rabbi filancanın hidayeti istemesini nasib et '' şeklinde etmemiz daha muvafık olacaktır kanısındayım..
Allah (c.c.) Hidayeti üzere sabıt kıldığı kullarından eylesin cümlemizi..
by ene....
2 Ağustos 2009 Pazar
Dünyadaki zahiren kötü hadisat..
Elcevap: Çok güzellikleri intaç veya izhar eden bir çirkinlik dahi, dolayısıyla bir güzelliktir. Ve çok güzelliklerin görünmemesine ve gizlenmesine sebep olan bir çirkinliğin yok olması, görünmemesi, yalnız bir değil, belki müteaddit defa çirkindir.
Meselâ, vâhid-i kıyasî gibi bir kubh bulunmazsa, hüsnün hakikatı bir tek nevi olur; pek çok mertebeleri gizli kalır. Ve kubhun tedahülü ile mertebeleri inkişaf eder. Nasıl ki soğuğun vücuduyla hararetin mertebeleri ve karanlığın bulunmasıyla ziyanın dereceleri tezahür eder.
Aynen öyle de, cüzî şer ve zarar ve musibet ve çirkinliğin bulunmasıyla, küllî hayırlar ve küllî menfaatler ve küllî nimetler ve küllî güzellikler tezahür ederler.
Demek çirkinin icadı çirkin değil, güzeldir. Çünkü, neticelerin çoğu güzeldir. Evet, yağmurdan zarar gören tembel bir adam, yağmura rahmet namını verdiren hayırlı neticelerini hükümden iskat etmez, rahmeti zahmete çeviremez.
Amma, fena ve zevâl ve mevt ise, Yirmi Dördüncü Mektupta gayet kuvvetli ve katî bürhanlarla ispat edilmiş ki, onlar umumî rahmete ve ihatalı hüsne ve şümûllü hayra münâfi değiller; belki muktezalarıdırlar.
Hattâ şeytanın dahi, mânevî terakkiyat-ı beşeriyenin zembereği olan müsabakaya ve mücadeheye sebep olduğundan, o nevin icadı dahi hayırdır, o cihette güzeldir.
Hem, hattâ kâfir, küfürle bütün kâinatın hukukuna bir tecavüz ve şerefini tahkir ettiğinden, ona cehennem azabı vermek güzeldir. Başka risalelerde bu iki nokta tamamen tafsil edildiğinden, burada bir kısa işaretle iktifa ediyoruz.
Şualar(tık)
İhtar!!!
1- sizi bu bloğa davet etmedim..
2- Yorum yazmanızı taleb etmedim..
3- Madem birşekilde buyurup geldiniz o halde Öncelikle HADDİNİZİ BİLİNİZ..
BiZ MÜSLÜMANLAR hiçbir mukaddesatımıza değil geçmiş zamanın müşriklerine ne de şimdinin münafıklarına laf söyletmeyiz..Maksadınız cerbeze ile kafa karıştırmak ise sizin gibileri çok gördüm ,muhatabım değilsiniz...
Şayet siz tahmin ettiğim şahıssanız farklı kulvarda yarışıyorsunuz, bu şekilde vicdanınızı temize çıkaramazsınız, Yineliyorum Haramı haram bilmek kemalattır!!!
1 Ağustos 2009 Cumartesi
Ruha şifa satırlar..
Kalben diyordum: "Bu âciz ve zayıf biçarelerin dertlerini, âlemde hükmeden bu yeknesak kanunlar dinlemedikleri gibi, istilâ edici ve sağır olan unsurlar, hadiseler dahi işitmezler. Bunların bu perişan hallerine merhamet edip hususî işlerine müdahale eden yok mu?" diye ruhum çok derin feryat ediyordu.
Hem, "O çok güzel memlüklerin ve çok kıymettar malların ve çok müştak ve minnettar dostların işlerine bakacak ve onlara sahabet edecek ve himayet edecek bir mâlikleri, bir sahipleri, bir hakikî dostları yok mu?" diye kalbim bütün kuvvetiyle bağırıyordu.
İşte, ruhumun feryadına ve kalbimin vâveylâsına vâfi ve kâfi ve teskin edici ve kanaat verici cevap ise, sırr-ı tevhid ile, Rahmân ve Rahîm olan Zât-ı Zülcelâlin, umumî kanunların tazyikatları ve hadisatın tehacümatı altında ağlayan ve sızlayan o sevimli memlüklerine, kanunların fevkinde olarak,
ihsanat-ı hususiyesi
ve imdadat-ı hassası
ve doğrudan doğruya her şeye karşı rububiyet-i hususiyesi
ve her şeyin tedbirini bizzat kendisi görmesi
ve her şeyin derdini bizzat dinlemesi
ve her şeyin hakikî mâliki, sahibi, hâmîsi olduğunu, sırr-ı Kur'ân ve nur-u İmân ile bildim.
O hadsiz meyusiyet yerinde, nihayetsiz bir mesruriyet hissettim.
Ve herbir zîhayat, öyle bir Mâlik-i Zülcelâle mensubiyeti ve memlûkiyeti cihetiyle, nazarımda binler derece bir ehemmiyet, bir kıymet kesb ettiler
2. şua...




