İbadetlerin hususen namazın manası ve hikmetleri, namaz vakitlerinin önemi from NurPenceresi on Vimeo.
19 Mayıs 2009 Salı
17 Mayıs 2009 Pazar
Küllerimden dirildim bir ölüm sabahı

Mühründe mürekkebin izi kalmış sessiz bakışlarımda.
Yokluğun sırrı çözülmüş darağacında.
Kimbilir hangi yalana bahar olmuş bakışlarım
Dünden kalma mahmurluğunda akşamın
Bu yankılı sokakların ayak izlerinde gizlenen düşelerin hayaliydi yüreğimi ısıtan
Gökkuşağı renginde essin meltemin ve meltemden doğsun nura doğan demin.
Hani bu sokaklarda izleri vardı
Ötelerden gemini alan bir küheylan vardı.
Henüz bestesi bitmeyen bir şarkı vardı renginde şafağın
Masum bakışlar değil matem bakışlar doğuruyor yarınlar
Gündüzün derdi geceye düşmüş
Karanlığın kömürü yüzlere düşmüş
Kırılgan bakışlara perçeminde hüzün düşmüş
Hicran sabahlar besledim damarlarımda dolaşan kandan kırmızı
Yarının baharını bugünden sattım kışa
Alın beyazını sattım karaya
Ve açan çiçeğin masumluğunu yarına
Roma yanıyorsa öylesine Nerondan yabancı
Yanmanın biçare yangınında Romalar bıraktım hani o gelmeyen bahara
Bulutlar geziniyor bu yazın en sıcak ayazında
Yağmur gözler var ağlayan bebeğin al yanağında
Kuşlar sessiz ötüyor hicaz makamında
Derdim derimde kim anlar gecenin aydınlığa yakın şafağında
Kurumuş artık dalında yeşil görünen yapraklar
Böylemi yalan esiyordu samimi görünen bakışlar
Böyleymiş meğer sahte doğan sabahlar
Yaralıyım kaf dağından öteli
Ve acısı böylemi örülmeli
Kırılmalı girdabında kalemi ve adı konmamış nefessiz bebeği
Pare pare olmuş yürek aleve kül olma derdine düşmüş
Küllerden dirilen yakamoz aydınlığı gönlüme gülün hüznünü düşürmüş
Bu hangi oyunun son perdesi
Ve hangi perdenin son oyunu
Kimileri dirilir beyaz gömleğin toprağa değen anında
Ve kimilerinin son perdesidir beyaz gömleğin düğmesiz doğan ilk sabahında…
Çok sevdiğim dostum Handan *Sır* (tık)
Yokluğun sırrı çözülmüş darağacında.
Kimbilir hangi yalana bahar olmuş bakışlarım
Dünden kalma mahmurluğunda akşamın
Bu yankılı sokakların ayak izlerinde gizlenen düşelerin hayaliydi yüreğimi ısıtan
Gökkuşağı renginde essin meltemin ve meltemden doğsun nura doğan demin.
Hani bu sokaklarda izleri vardı
Ötelerden gemini alan bir küheylan vardı.
Henüz bestesi bitmeyen bir şarkı vardı renginde şafağın
Masum bakışlar değil matem bakışlar doğuruyor yarınlar
Gündüzün derdi geceye düşmüş
Karanlığın kömürü yüzlere düşmüş
Kırılgan bakışlara perçeminde hüzün düşmüş
Hicran sabahlar besledim damarlarımda dolaşan kandan kırmızı
Yarının baharını bugünden sattım kışa
Alın beyazını sattım karaya
Ve açan çiçeğin masumluğunu yarına
Roma yanıyorsa öylesine Nerondan yabancı
Yanmanın biçare yangınında Romalar bıraktım hani o gelmeyen bahara
Bulutlar geziniyor bu yazın en sıcak ayazında
Yağmur gözler var ağlayan bebeğin al yanağında
Kuşlar sessiz ötüyor hicaz makamında
Derdim derimde kim anlar gecenin aydınlığa yakın şafağında
Kurumuş artık dalında yeşil görünen yapraklar
Böylemi yalan esiyordu samimi görünen bakışlar
Böyleymiş meğer sahte doğan sabahlar
Yaralıyım kaf dağından öteli
Ve acısı böylemi örülmeli
Kırılmalı girdabında kalemi ve adı konmamış nefessiz bebeği
Pare pare olmuş yürek aleve kül olma derdine düşmüş
Küllerden dirilen yakamoz aydınlığı gönlüme gülün hüznünü düşürmüş
Bu hangi oyunun son perdesi
Ve hangi perdenin son oyunu
Kimileri dirilir beyaz gömleğin toprağa değen anında
Ve kimilerinin son perdesidir beyaz gömleğin düğmesiz doğan ilk sabahında…
Çok sevdiğim dostum Handan *Sır* (tık)
16 Mayıs 2009 Cumartesi
Ölüm..
Bugün bir arkadaşımın babannesinin vefat haberini aldım..ben de 2 sene kadar önce çok ama çok sevdiğim babannemi kaybetmiştim... acısını tahmin etmekle beraber , bu acının paylaşılamıyan bir acı olduğunu da biliyorum..
Rabbim cümle vefat eden sevdiklerimize mağfireti ile muamele aylesin.. dünyada iken çektikleri hastalıkları kendileri hakkında kefaret kılsın, mekanları
cennet , ruhları şâd olsun..
inna lillahi ve inna ileyhu raciûn..
Rabbim cümle vefat eden sevdiklerimize mağfireti ile muamele aylesin.. dünyada iken çektikleri hastalıkları kendileri hakkında kefaret kılsın, mekanları
cennet , ruhları şâd olsun..
inna lillahi ve inna ileyhu raciûn..
...Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir.
Çünkü, en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti, hayattan daha muntazam bir eser-i san'at olduğunu gösteriyor.
Zira, meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların mevti tefessühle, çürümek ve dağılmakla göründüğü halde, gayet muntazam bir muamele-i kimyeviye
ve mizanlı bir imtizâcât-ı unsuriye ve hikmetli bir teşekkülât-ı zerreviyeden ibaret olan bir yoğurmaktır ki, bu görünmeyen intizamlı ve hikmetli ölümü,
sümbülün hayatıyla tezahür ediyor.
Demek çekirdeğin mevti, sümbülün mebde-i hayatıdır; belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi hayat kadar mahlûk ve muntazamdır.
SAİD NURSİ (R.A)
Cümle vefat eden akraba ve sevdiklerimizn ruhuna EL- FATİHA..
15 Mayıs 2009 Cuma
Cumamız mübarek olsun...
13 Mayıs 2009 Çarşamba
Osmanlıda sadaka taşları...
Atalarımızın kabul edip hayatlarına taşıdıklarına baktığımızda verilen sadakalarda ve yapılan iyiliklerde ‘sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi’nin bize ait bir düstur olduğunu görüyoruz.
Kur’an-ı Kerim, başa kakmanın, sadakanın değerini, minarenin tepesinden kuyunun dibine düşüreceğini gösteriyor.
Bakara Sûresi’nde, “Tatlı soz ve kusurları bağıslama, peşinden başa kakma yoluyla incitme gelen sadakadan çok daha iyidir.” (Bakara, 2/263) buyurularak başa kakmanin sadakanın değerini sıfirlayacağı ifade ediliyor.
Toplumda, yapılan iyilikler bu anlayış içinde olunca, başa kakma ve yaptığı iyilikten dolayı başkalarına üstünlük taslama gibi problemler olmayacaktir. Dinin ruhunu iyi kavrayan Müslümanlar ‘Yaptikları hayrin içine riya girer, iyilik yaptikları kimseler eziklik hissederler’ diye son derece hassas davranmışlardır.
Bu hassasiyetin ürünü olarak bugün bildiğimiz bir uygulama vardır Osmanlı doneminde: Sadaka taşları.
Sadaka taşı, yaklaşık iki metre boyunda mermer bir sütun. Üstünde bir çukur var.
Dış görünüşü genelde bu şekilde olan sadaka taşları sosyal hayatın en önemli icatlarındandır. Yapılan iyiliklerin başa kakılmamasi ve muhtaç insanların da ezilmemesi icin enfes bir yoldur sadaka taşları.
Umumiyetle geceleyin veya kimsenin olmadığı bir dönemde hali vakti yerinde olanlar buraya ihtiyaç sahipleri için sadakalarinı bırakırlardı.
Bir insan sadaka vermekle hayır yapıyordu; ama kime iyilik yaptığını da bilmiyordu. Karşısında ezilen iki büklüm olan insanlar olmuyordu böylece. Derdini kimseye açamayan hakiki bir fakir, ihtiyacı olunca oraya geliyor ve o da yine kimseye halini açmadan oradaki paranın ihtiyaci kadarını alıyordu. Ne kadar ihtiyacı varsa o kadar. Çünkü o biliyor ki, kendisi gibi ihtiyacı olan başka insanlar da var. Bu sadakayı verenin de meçhul olmasi sebebiyle kimsenin karşısında yüz suyu dökme ve ezilme durumu da olmuyor ve duasını da tanımadığı, bilmediği bir insana gönderiyordu.
Tavir ve davranislarını dinin ruhundan alan atalarımız gercekten ince anlayış sahibi insanlardı. Sadece sadaka taşları değil, her birisi ayrı bir inceliğin ürünü olan ayni ve nakdi yardimlar da bizim kültürümüzün ürünleri.
Yüzsüzlük edip insanlardan isteme hususunda geri duran insanlarin ihtiyaçlarini giderme adına mükemmel bir buluş.
Kur’an-ı Kerim, başa kakmanın, sadakanın değerini, minarenin tepesinden kuyunun dibine düşüreceğini gösteriyor.
Bakara Sûresi’nde, “Tatlı soz ve kusurları bağıslama, peşinden başa kakma yoluyla incitme gelen sadakadan çok daha iyidir.” (Bakara, 2/263) buyurularak başa kakmanin sadakanın değerini sıfirlayacağı ifade ediliyor.
Toplumda, yapılan iyilikler bu anlayış içinde olunca, başa kakma ve yaptığı iyilikten dolayı başkalarına üstünlük taslama gibi problemler olmayacaktir. Dinin ruhunu iyi kavrayan Müslümanlar ‘Yaptikları hayrin içine riya girer, iyilik yaptikları kimseler eziklik hissederler’ diye son derece hassas davranmışlardır.
Bu hassasiyetin ürünü olarak bugün bildiğimiz bir uygulama vardır Osmanlı doneminde: Sadaka taşları.
Sadaka taşı, yaklaşık iki metre boyunda mermer bir sütun. Üstünde bir çukur var.
Dış görünüşü genelde bu şekilde olan sadaka taşları sosyal hayatın en önemli icatlarındandır. Yapılan iyiliklerin başa kakılmamasi ve muhtaç insanların da ezilmemesi icin enfes bir yoldur sadaka taşları.
Umumiyetle geceleyin veya kimsenin olmadığı bir dönemde hali vakti yerinde olanlar buraya ihtiyaç sahipleri için sadakalarinı bırakırlardı.
Bir insan sadaka vermekle hayır yapıyordu; ama kime iyilik yaptığını da bilmiyordu. Karşısında ezilen iki büklüm olan insanlar olmuyordu böylece. Derdini kimseye açamayan hakiki bir fakir, ihtiyacı olunca oraya geliyor ve o da yine kimseye halini açmadan oradaki paranın ihtiyaci kadarını alıyordu. Ne kadar ihtiyacı varsa o kadar. Çünkü o biliyor ki, kendisi gibi ihtiyacı olan başka insanlar da var. Bu sadakayı verenin de meçhul olmasi sebebiyle kimsenin karşısında yüz suyu dökme ve ezilme durumu da olmuyor ve duasını da tanımadığı, bilmediği bir insana gönderiyordu.
Tavir ve davranislarını dinin ruhundan alan atalarımız gercekten ince anlayış sahibi insanlardı. Sadece sadaka taşları değil, her birisi ayrı bir inceliğin ürünü olan ayni ve nakdi yardimlar da bizim kültürümüzün ürünleri.
Yüzsüzlük edip insanlardan isteme hususunda geri duran insanlarin ihtiyaçlarini giderme adına mükemmel bir buluş.
12 Mayıs 2009 Salı
10 Mayıs 2009 Pazar
Titredim efendim seni andım dün gece
Titredim efendim senı andım dün gece
Bu bahçeler onun dur bağzen uğrar dediler..
Bir gülün kokusunda senı duydum dün gece..
Biz hiç yazı görmedik ,kışda doğdun dediler
Nevbahar da geleni sensin sandım dün gece..
O'nun geçtiği sokaklar güller kokar dediler..
Ötelerden kokularla geldin sandım dün gece..
Anneme...
Anne (dinlemek için ..tık)
Sarmaşık çiçeği soluyor anne,
Herhâlde son akşam oluyor anne.
Saçında beyazlar tâcındır senin,
İçime bir hüzün doluyor anne.
Sensizlik kâbusu çökünce kalbe,
Mutluluk güllerim soluyor anne.
Her şey siliniyor, gönül ufkumdan,
O yaşlı gözlerin kalıyor anne.
Senden ayrılığın hayali bile,
İçime bin keder salıyor anne.
Ne zaman bir hicran bestesi duysam,
Gözlerim meçhule dalıyor anne.
Mehmet Erdoğan
Sarmaşık çiçeği soluyor anne,
Herhâlde son akşam oluyor anne.
Saçında beyazlar tâcındır senin,
İçime bir hüzün doluyor anne.
Sensizlik kâbusu çökünce kalbe,
Mutluluk güllerim soluyor anne.
Her şey siliniyor, gönül ufkumdan,
O yaşlı gözlerin kalıyor anne.
Senden ayrılığın hayali bile,
İçime bin keder salıyor anne.
Ne zaman bir hicran bestesi duysam,
Gözlerim meçhule dalıyor anne.
Mehmet Erdoğan
9 Mayıs 2009 Cumartesi
Risale-i Nur , Manevi RIZIKTIR..

Nasılki mide bir rızık ister; öyle de, kalb ve ruh ve akıl ve göz ve kulak ve ağız gibi insanın lâtifeleri ve duyguları dahi Rezzak-ı Rahîm'den rızıklarını isterler ve müteşekkirane alırlar.
Her birisine ayrı ayrı ve onlara lâyık ve onları memnun ve mütelezziz eden rızıkları, hazine-i rahmetten ihsan edilir.
Belki Rezzak-ı Rahîm, onlara daha geniş rızık vermek için göz ve kulak, kalb ve hayal ve akıl gibi o latifelerin her birisini, hazine-i rahmetinin birer anahtarı hükmünde yaratmış.
Meselâ: Göz, kâinat yüzündeki hüsün ve cemal gibi kıymetdar cevher hazinelerinin bir anahtarı olduğu misillü, ötekiler dahi (herbiri) birer âlemin anahtarı olur; îmân ile istifâde eder. Şualar..
Said Nursi ( R.A)
اِنَّ النَّفْسَ َلاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ
اِنَّ النَّفْسَ َلاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ
Meali: (Haşiye) “Nefis daima kötü şeylere sevkeder.” âyetinin, hem de اَعْدَى عَدُوِّكَ نَفْسُكَ الَّتِى بَيْنَ جَنْبَيْكَ mana-yı şerifi: “Senin en zararlı düşmanın nefsindir.” hadîsinin bir nüktesidir.
Tezkiyesiz nefs-i emmaresi bulunmak şartıyla kendi nefsini beğenen ve seven adam, başkasını sevmez.
Eğer zahirî sevse de samimî sevemez, belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever. Daima kendini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır ve kusuru nefsine almaz; belki avukat gibi kendini müdafaa ve tebrie eyler.
Mübalağalar ile, belki yalanlarla nefsini medh ü tenzih ederek âdeta takdis eder ve derecesine göre مَنِ اتَّخَذَ اِلهَهُ هَوَيهُ âyetinin bir tokadını yer. Temeddühü ve sevdirmesi ise, aks-ül amel ile istiskali celbeder, soğuk düşürtür.
Hem amel-i uhrevîde ihlası kaybeder, riyayı karıştırır. Akibeti görmeyen ve neticeleri düşünmeyen ve lezzet-i hazıraya mübtela olan hisse ve heva-yı nefse mağlub olup; yolunu şaşırmış hissin fetvasıyla, bir saat lezzet için bir sene hapiste yatar.
Bir dakika gurur veya intikam yüzünden on sene ceza görür.
Âdeta ders aldığı Amme Cüz’ünü bir tek şekerlemeye satan hevaî bir çocuk gibi; elmas kıymetinde bulunan hasenatını, hissini okşamak için ve hevasını memnun etmek için ve hevesini tatmin etmek için, ehemmiyetsiz cam parçaları hükmündeki lezzetlere, enaniyetlere vesile edip, kârlı işlerde hasaret eder. اَللّهُمَّ احْفَظْنَا مِنْ شَرِّ النَّفْسِ وَالشَّيْطَانِ وَمِنْ شَرِّ الْجِنِّ وَاْلاِنْسَانِ
Meali: (Haşiye) “Nefis daima kötü şeylere sevkeder.” âyetinin, hem de اَعْدَى عَدُوِّكَ نَفْسُكَ الَّتِى بَيْنَ جَنْبَيْكَ mana-yı şerifi: “Senin en zararlı düşmanın nefsindir.” hadîsinin bir nüktesidir.
Tezkiyesiz nefs-i emmaresi bulunmak şartıyla kendi nefsini beğenen ve seven adam, başkasını sevmez.
Eğer zahirî sevse de samimî sevemez, belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever. Daima kendini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır ve kusuru nefsine almaz; belki avukat gibi kendini müdafaa ve tebrie eyler.
Mübalağalar ile, belki yalanlarla nefsini medh ü tenzih ederek âdeta takdis eder ve derecesine göre مَنِ اتَّخَذَ اِلهَهُ هَوَيهُ âyetinin bir tokadını yer. Temeddühü ve sevdirmesi ise, aks-ül amel ile istiskali celbeder, soğuk düşürtür.
Hem amel-i uhrevîde ihlası kaybeder, riyayı karıştırır. Akibeti görmeyen ve neticeleri düşünmeyen ve lezzet-i hazıraya mübtela olan hisse ve heva-yı nefse mağlub olup; yolunu şaşırmış hissin fetvasıyla, bir saat lezzet için bir sene hapiste yatar.
Bir dakika gurur veya intikam yüzünden on sene ceza görür.
Âdeta ders aldığı Amme Cüz’ünü bir tek şekerlemeye satan hevaî bir çocuk gibi; elmas kıymetinde bulunan hasenatını, hissini okşamak için ve hevasını memnun etmek için ve hevesini tatmin etmek için, ehemmiyetsiz cam parçaları hükmündeki lezzetlere, enaniyetlere vesile edip, kârlı işlerde hasaret eder. اَللّهُمَّ احْفَظْنَا مِنْ شَرِّ النَّفْسِ وَالشَّيْطَانِ وَمِنْ شَرِّ الْجِنِّ وَاْلاِنْسَانِ
cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme
İ'lem eyyühe'l-aziz!
Şu görünen umumî âlemde her insanın hususî bir âlemi vardır. Bu hususî âlemler, umumî âlemin aynıdır. Yalnız umumî âlemin merkezi şemstir.
Hususî âlemlerin merkezi ise şahıstır. Her hususî âlemin anahtarları o âlemin sahibinde olup letâifiyle bağlıdır.
O şahsî âlemlerin safveti, hüsnü ve kubhu, ziyası ve zulmeti, merkezleri olan eşhasa tâbidir. Evet, aynada irtisam eden bir bahçe, hareket, tegayyür ve sair ahvalinde aynaya tâbi olduğu gibi, her şahsın âlemi de, merkezi olan o şahsa tâbidir: Gölge ve misal gibi
Binaenaleyh, cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme.
Çünkü, kalbin kasâvetinden bir zerre, senin şahsî âleminin bütün yıldızlarını küsufa tutturur.
Said Nursi... M.Nuriye..
Şu görünen umumî âlemde her insanın hususî bir âlemi vardır. Bu hususî âlemler, umumî âlemin aynıdır. Yalnız umumî âlemin merkezi şemstir.
Hususî âlemlerin merkezi ise şahıstır. Her hususî âlemin anahtarları o âlemin sahibinde olup letâifiyle bağlıdır.
O şahsî âlemlerin safveti, hüsnü ve kubhu, ziyası ve zulmeti, merkezleri olan eşhasa tâbidir. Evet, aynada irtisam eden bir bahçe, hareket, tegayyür ve sair ahvalinde aynaya tâbi olduğu gibi, her şahsın âlemi de, merkezi olan o şahsa tâbidir: Gölge ve misal gibi
Binaenaleyh, cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme.
Çünkü, kalbin kasâvetinden bir zerre, senin şahsî âleminin bütün yıldızlarını küsufa tutturur.
Said Nursi... M.Nuriye..
8 Mayıs 2009 Cuma
6 Mayıs 2009 Çarşamba
Azalarınız Şahittir
Resûlüllah (s.a.v.) ile ashabı ile beraber bulunuyordu, bir ara gülümseyerek:
-Niçin gülümsediğimi biliyor musunuz? diye sordular. Bizler, ‘hayır’ deyince, Resûl-i Ekrem Efendimiz buyurdular ki:
-Kulun, Rabb’ine karşı kendisini müdâfaasından ve Allah ile aralarında geçen (şu) konuşmadan ötürü gülümsüyorum.
Kul der ki:
-Sen, dünyada beni zulümden korumadın mı?
Allah Teâlâ:
-Evet, buyurur. Kul:
-O halde ben de yabancı şâhidi kabul etmiyorum. Bana, benden şâhit istiyorum, deyince Allah Teâlâ:
-Peki, senin hesâbını kendi a’zâların görsün ve Kirâmen Kâtibîn de şâhit olsun, buyurur ve dili susturularak, a’zâlarına, ‘Konuşun’ denir. A’zâlar da teker teker yaptıklarını haber verirler. Sonra dili açılır. Adam a’zâlarına, ‘Başımdan def’olun, ben sizi korumak için uğraşıyorum, siz ise yaptıklarınızı söylüyorsunuz’ der.’
Ahirette azalarımız(eller,ayaklar,gözler…) dile gelerek yaptıklarımızı anlatacaklardır
-Niçin gülümsediğimi biliyor musunuz? diye sordular. Bizler, ‘hayır’ deyince, Resûl-i Ekrem Efendimiz buyurdular ki:
-Kulun, Rabb’ine karşı kendisini müdâfaasından ve Allah ile aralarında geçen (şu) konuşmadan ötürü gülümsüyorum.
Kul der ki:
-Sen, dünyada beni zulümden korumadın mı?
Allah Teâlâ:
-Evet, buyurur. Kul:
-O halde ben de yabancı şâhidi kabul etmiyorum. Bana, benden şâhit istiyorum, deyince Allah Teâlâ:
-Peki, senin hesâbını kendi a’zâların görsün ve Kirâmen Kâtibîn de şâhit olsun, buyurur ve dili susturularak, a’zâlarına, ‘Konuşun’ denir. A’zâlar da teker teker yaptıklarını haber verirler. Sonra dili açılır. Adam a’zâlarına, ‘Başımdan def’olun, ben sizi korumak için uğraşıyorum, siz ise yaptıklarınızı söylüyorsunuz’ der.’
Ahirette azalarımız(eller,ayaklar,gözler…) dile gelerek yaptıklarımızı anlatacaklardır
5 Mayıs 2009 Salı
İnsan!
Evet insan, nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde; sermayesi hiç hükmünde…
Hem nihayetsiz musibetlere maruz olduğu halde; iktidarı, hiç hükmünde bir şey…
Âdeta sermaye ve iktidarının dairesi, eli nereye yetişirse o kadardır. Fakat emelleri, arzuları ve elemleri ve belaları ise; dairesi, gözü, hayali nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir.
Bu derece âciz ve zaîf, fakir ve muhtaç olan ruh-u beşere ibadet, tevekkül, tevhid, teslim; ne kadar azîm bir kâr, bir saadet, bir nimet olduğunu, bütün bütün kör olmayan görür, derk eder.
Malûmdur ki: Zararsız yol, zararlı yola -velev on ihtimalden bir ihtimal ile olsa- tercih edilir.
Halbuki mes’elemiz olan ubudiyet yolu, zararsız olmakla beraber ondan dokuz ihtimal ile bir saadet-i ebediye hazinesi vardır.
Fısk ve sefahet yolu ise; -hattâ fâsıkın itirafıyla dahi- menfaatsız olduğu halde, ondan dokuz ihtimal ile şekavet-i ebediye helâketi bulunduğu; icma ve tevatür derecesinde hadsiz ehl-i ihtisasın ve müşahedenin şehadetiyle sabittir.
Ve ehl-i zevkin ve keşfin ihbaratıyla muhakkaktır.
Elhasıl: Âhiret gibi, dünya saadeti dahi, ibadette ve Allah’a asker olmaktadır
Said nursi... sözler.
Hem nihayetsiz musibetlere maruz olduğu halde; iktidarı, hiç hükmünde bir şey…
Âdeta sermaye ve iktidarının dairesi, eli nereye yetişirse o kadardır. Fakat emelleri, arzuları ve elemleri ve belaları ise; dairesi, gözü, hayali nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir.
Bu derece âciz ve zaîf, fakir ve muhtaç olan ruh-u beşere ibadet, tevekkül, tevhid, teslim; ne kadar azîm bir kâr, bir saadet, bir nimet olduğunu, bütün bütün kör olmayan görür, derk eder.
Malûmdur ki: Zararsız yol, zararlı yola -velev on ihtimalden bir ihtimal ile olsa- tercih edilir.
Halbuki mes’elemiz olan ubudiyet yolu, zararsız olmakla beraber ondan dokuz ihtimal ile bir saadet-i ebediye hazinesi vardır.
Fısk ve sefahet yolu ise; -hattâ fâsıkın itirafıyla dahi- menfaatsız olduğu halde, ondan dokuz ihtimal ile şekavet-i ebediye helâketi bulunduğu; icma ve tevatür derecesinde hadsiz ehl-i ihtisasın ve müşahedenin şehadetiyle sabittir.
Ve ehl-i zevkin ve keşfin ihbaratıyla muhakkaktır.
Elhasıl: Âhiret gibi, dünya saadeti dahi, ibadette ve Allah’a asker olmaktadır
Said nursi... sözler.
4 Mayıs 2009 Pazartesi
Nurforum.org
Arkadaşlar, Nurforum.org (tık)sitesinin tanıtımını yapmak istiyorum, içerisinde çok güzel ve istifadeye medar yazıların bulunduğu, seviyeli ve kaliteli bir forum.. üye olup paylaşımlarda buluna bilir , fikir alışverişi yapabilirsiniz..
Üyelikler ,yönetim tarafından onaylandıktan sonra aktivasyon sağlanıyor..yardımcı olacağım bir konu olursa başvurabilirsiniz..(:
Üyelikler ,yönetim tarafından onaylandıktan sonra aktivasyon sağlanıyor..yardımcı olacağım bir konu olursa başvurabilirsiniz..(:
Muhteşem bir video..
Five Oceans from Five Oceans on Vimeo.
Dost nasıl dua eder?
Dost istersen allah yeter...
Dost nasıl dua etmeli dostuna...
Dost ise beddua etmiyeceği kesin, beddua ediyorsa zaten dost değildir..
Dost nasıl dua etmeli dostuna...
Dost ise beddua etmiyeceği kesin, beddua ediyorsa zaten dost değildir..
1 Mayıs 2009 Cuma
Duanın muaccel menfaati..
İnanan insanın en önemli sığınağı duadır.Duanın üç önemli psikolojik faydası vardır:
1-problemini kelimelerle ifade etmeye imkan verir.problemin karışıklık ve belirsizlikten kurtulmasına yardım eder.
2-Dua kişiye yükünün paylaşıldığı,yalnız olmadığı duygusunu verir.En çaresiz ve ümitsiz durumlarda herşeyi duyan ,herşeyi bilen ve gücü yeten bir kudrete inanmak,sığınmak ve güvenmek o kişiye sakinlik ve huzur verir.Güven duygusunun gelişmesine ve korkularını yenmesine yardımcı olur.
3-çaresiz kişi pasiftir.Bir şey yapamamaktadır.Böylece ''yapmak'' konusunda bir adım atmış olur.
stresi mutluluğa dönüştürmek-prof.dr.nevzat tarhan
alıntı
1-problemini kelimelerle ifade etmeye imkan verir.problemin karışıklık ve belirsizlikten kurtulmasına yardım eder.
2-Dua kişiye yükünün paylaşıldığı,yalnız olmadığı duygusunu verir.En çaresiz ve ümitsiz durumlarda herşeyi duyan ,herşeyi bilen ve gücü yeten bir kudrete inanmak,sığınmak ve güvenmek o kişiye sakinlik ve huzur verir.Güven duygusunun gelişmesine ve korkularını yenmesine yardımcı olur.
3-çaresiz kişi pasiftir.Bir şey yapamamaktadır.Böylece ''yapmak'' konusunda bir adım atmış olur.
stresi mutluluğa dönüştürmek-prof.dr.nevzat tarhan
alıntı
Seyyidü’l-istigfar duasi...
Allah Resulu (sas) buyurdular ki:
“istigfar dualarinin en degerli ve en üstünü söyle demendir:
“Allahümme ente Rabbi, La ilahe illa ente halakteni ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve va’dike mesteta’tü, euzu bike min serri ma sana’tü, ebuü leke bi ni’metike aleyye ve ebuü bi zenbi feg’firli fe innehu la yagfiru’z-zünube illa ente.”
Anlami: “Allah’im! Sen benim Rabbimsin! Senden baska hicbir ilah yoktur. Beni Sen yarattin. Ben Sen’in kulunum; gücüm yettigi kadariyla Sen’in akdin ve va’din üzere bulunuyorum. Yaptigim fenaliklarin serrinden sana siginirim.
Bana verdigin üzerimde olan nimetlerini itiraf ederim, günahimi da itiraf ederim. Beni bagisla; cünkü Sen’den baska hicbir kimse günahlari magfiret edemez.”
Efendimiz (sas) daha sonra sunlari ekledi: “Kim bunlari inanarak sabahleyin söyler de aksam olmadan ölürse, o kisi Cennet ehlindendir. Yine kim bunlari inanarak geceleyin söyle de sabaha ulasamadan vefat ederse Cennet ehlindendir.” (Buhari, Deavat 2)
“istigfar dualarinin en degerli ve en üstünü söyle demendir:
“Allahümme ente Rabbi, La ilahe illa ente halakteni ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve va’dike mesteta’tü, euzu bike min serri ma sana’tü, ebuü leke bi ni’metike aleyye ve ebuü bi zenbi feg’firli fe innehu la yagfiru’z-zünube illa ente.”
Anlami: “Allah’im! Sen benim Rabbimsin! Senden baska hicbir ilah yoktur. Beni Sen yarattin. Ben Sen’in kulunum; gücüm yettigi kadariyla Sen’in akdin ve va’din üzere bulunuyorum. Yaptigim fenaliklarin serrinden sana siginirim.
Bana verdigin üzerimde olan nimetlerini itiraf ederim, günahimi da itiraf ederim. Beni bagisla; cünkü Sen’den baska hicbir kimse günahlari magfiret edemez.”
Efendimiz (sas) daha sonra sunlari ekledi: “Kim bunlari inanarak sabahleyin söyler de aksam olmadan ölürse, o kisi Cennet ehlindendir. Yine kim bunlari inanarak geceleyin söyle de sabaha ulasamadan vefat ederse Cennet ehlindendir.” (Buhari, Deavat 2)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





