31 Ocak 2009 Cumartesi
Şeytanın hilesi..
2 - DAHA GENCİZ.
3 - ALLAH (C.C) KALP TEMİZLİĞİNE BAKAR.
4 - ALLAH (C.C.) İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ.
5 - EMEKLİ OLDUKTAN SONRA.
6 - ZAMAN SİZE DEĞİL SİZ ZAMANA UYUN.
7 - BİR ŞEY OLMAZ Allah(C.C) AFFEDER.
8 - BU KADAR GÜNAHTAN SONRA BİRAZ ZOR AFFEDİLİRSİN.
9 - FAZLA DÜŞÜNME KAFAYI YERSİN.
10 - CEHENDEMDE BİR SÜRE YANDIKTAN SONRA CENNNETE GİRMEYECEKMİYİZ. (Sanki kibrit çöpünün ateşine dayana biliyormuş gibi)
11 - BİZ BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK.
12 - AMAN HA DİKKAT BEYNİNİZİ YIKAMASINLAR
Alıntıdır..
"Kul" dedi ki...
1. BİR DEFAYLA BİRŞEY OLMAZ..
Neler olmaz ki.
2. DAHA GENCİZ ..
Ecel celladı her an seni gözlüyor.
3. ALLAH KALB TEMIZLİĞİNE BAKAR ..
Kalb kalıbla temizlenir.
4. ALLAH İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ
Peygamberler onun için var ama.
5. EMEKLİ OLDUKTAN SONRA..
o zaman kadar dünyadan emekli olursan ne olacak?
6. ZAMAN SIZE DEGIL SIZ ZAMANA UYUN ..
uyutma beni. Benim uyacağım kaynak belli.
7. BİRŞEY OLMAZ ALLAH AFFEDER ..
Allah'ın cehennem diye bir memlekti de var.
8. BUKADAR GÜNAHTAN SONRA, BIRAZ ZOR AFFEDİLİRSİN ..
Efendine, efendilik etme.
9. FAZLA DÜŞÜNÜRSEN KAFAYI YERSİN.
Kafasızların nakarat cümlesi
10. CEHENNEMDE BİR SÜRE YANDIKTAN SONRA CENNETE GİRMEYECEKMİYİZ SANKİ ..( sanki kibrit cöpünün atesine dayanabiliyormusuz gibi )
İmanı garantile de öyle konuşalım
11. BİZ BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK ..
Neden onlar cenneti mi garantiledi?
12. AMAN HA DIKKAT BEYNİNİZİ YIKAMASINLAR..
Sen de beynini beynde bırakma....
kul...
Allah razı olsun mübareğim,çok hoşuma gitti yazıya ekledim..
MU'MİNÛN suresi ilk 11 ayet meali..
1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir;
2. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler;
3. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;
4. Onlar ki, zekâtı verirler;
5. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar;
6. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir.
7. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.
8. Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler;
9. Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.
10. İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır;
11. (Evet) Firdevs'e vâris olan bu kimseler, orada ebedî kalıcıdırlar.
27 Ocak 2009 Salı
Vermeyince mabud...
Sır
26 Ocak 2009 Pazartesi

Senin iktidarın kısa, bekan az,
Mesnevi Nuriye,
25 Ocak 2009 Pazar
Zain Bhikha- ALLAH Knows..
Sonzamanlarda işittiğim en güzel ses.. maşaAllah..
When you feel all alone in this worldAnd there’s nobody to count your tearsJust remember, no matter where you are
Allah knowsAllah knows
When you carrying a monster loadAnd you wonder how far you can goWith every step on that road that you take
Allah knowsAllah knows
CHORUSN
o matter what, inside or outThere’s one thing of which there’s no doubtAllah knowsAllah knowsAnd whatever lies in the heavens and the earthEvery star in this whole universe
Allah knowsAllah knows
When you find that special someoneFeel your whole life has barely begunYou can walk on the moon, shout it to everyone
Allah knowsAllah knows
When you gaze with love in your eyesCatch a glimpse of paradiseAnd you see your child take the first breath of life
Allah knowsAllah knows
CHORUS
When you lose someone close to your heartSee your whole world fall apartAnd you try to go on but it seems so hard
Allah knowsAllah knows
You see we all have a path to chooseThrough the valleys and hills we goWith the ups and the downs, never fret never frown
Allah knowsAllah knows
CHORUS (x2)
BRIDGE:
Every grain of sand,In every desert land, He knows.Every shade of palm,Every closed hand, He knows.Every sparkling tear,On every eyelash, He knows.Every thought I have,And every word I share, He knows.
Allah knows.
Hayat Apartmanı...
Ey Nefsim..
Deme,"Zaman değişmiş,
asır başkalaşmış;
herkes dünyaya dalmış,
hayata perestiş eder,
derd-i maîşetle sarhoştur.
"Çünkü, ölüm değişmiyor;
firâk bekâya kalbolup, başkalaşmıyor.
Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor; ziyâdeleşiyor.
Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peydâ ediyor.
Hem deme, "Ben de herkes gibiyim."
Çünkü, herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder.Herkesle musîbette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.
Risale-i nur Külliyatı..
Osmanlıdan Mülhaym yardımı..

24 Ocak 2009 Cumartesi
Faniyim..
âcizim, âciz olanı istemem.
Rûhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayr istemem.
İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.
Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.
Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı birden isterim.''
Bediüzzaman..
Palästina- Du bist nicht allein!
Palästina- Du bist nicht allein!
Muslims Blog Aktion “Make a Sentence for Palestine!”Lieber Blog-Freund,als türkische Blogger wollen wir unsere Stimme für unsere palästinischen Brüder noch lauter machen Dafür haben wir etwas wie eine Ketten-E-Post gestartet. Nun machen wir das mit Hilfe der Blogs. Ein erstaunliches Erfolgserlebnis dieser Ketten-Reaktionen haben wir es in unserem Land mehrmals beobachten können.Und heute ist die Zeit für eine globale Aktion! Diese Aktion soll so stark sein , so dass Israel dadurch gestoppt wird.
Eine in der Türkei angefangene Blogger-Mail-kette, muss wie ein Phänomen die ganze Welt bestürmen. Wir nennen das in der Türkei „mim-Welle“ etwas wie “Blog Action Day”.Was du kannst ist folgendes: Mit einem gemeinsamen Titel „Muslims Blog Aktion “Make a Sentence for Palestine!” schreib dein persönliches Kommentar zu Palästina und empfehle diese Aktion an deine Freunde weiter.
Aber bitte nur mit gleichem Titel! Du musst beachten, dass kein Kettenbruch entsteht!Für dein Mitmachen bei diesem Apell von einer kleinen türkischen Bloggruppe bedanken wir uns voraus recht herzlich.
Dein Freund
FİLİSTİNLİLER TAŞ ATIYOR; SİZ BİR İMZA ATMAZ MISINIZ?
http://www.israililanetliyorum.com/index.php?action=ana&data=imzala
En azından bunu yapalım..
Mc Donald's dan açıklama! kim inanırsa? yalanlara...
İslam aleminin tepkisini farkeden Mc yetkilileri kendilerince bir açıklama yapmışlar.. Şahsen beni hiçte tatmin etmedi bu izahat, zira bizim derdimiz burdan elde ettikleri geliri nereye harcadıkları ..Oysa buna bir açıklama getirmeyi bırakın değinmemişler bile..Kanla beslenen bu kuruluş vicdanını cebinde gördüğü için desteğine elbette devam edecek..
Aklı başında her müslümanda BOYKOTuna devam edecek biiznillah..

23 Ocak 2009 Cuma
21 Ocak 2009 Çarşamba
Kelime manaları için...
20 Ocak 2009 Salı
Tam 45 sene
Mescidin içinde oturmuş cevşenimi okuyordum..yaşlı birkaç türk teyze usulca yanıma oturdular, benım Arap olduğumu sandıkları için elleri ile maşallah dercesine omuzuma dokundular..içlerinden birisi epey yaşlı olmasına rağmen hiç oturmuyor herkese zemzem dağıtmaya gayret ediyordu..
Ben tam kalkıp zemzem alacakken hemen kalktı ve birbardak zemzem getirdi bana da dua et diye eli ile işaret etti..
Kendisi ile konuşmaya başlayınca türk olduğuma şaşırıp memnuniyetinden sohbete başladı..
bu teyzem (ki Allah ondan ganı ganı razı olsun..)
kendi Hacc hikayesini anlatınca kendimden utandım.. ben onunkadar yanmamıştım...onun kadar fiilen isbatlamamıştım iştiyakımı....belkide onunkadar istememiştim bile..): halada O teyzemin şevkini taşıdığımı sanmıyorum.. ( Rabbim ıslah etsin benı..)
Onun hikayesi ;
'' seneler önce eşi ile birlikte yenı evli iken çorumdan ankaraya sırtlarında sadece bir yorgan ile göçmüşler..
eşi meslek sahibi değil..işsiz inşaatlarda yatmışlar..eşide bu inşaatlarda çalışmaya başlamış.. tam 45 sen dile kolay.. 45 sene çalışmışlar kendiside temiz , ehli imanın evlerine yardıma gitmiş.. 1 göz odalı bir kulübe yapmışlar kendilerine..( bu kulübe için nasıl şükrediyordu tarifinden acizim..)
ve asıl en mühim tarafı gündelikle çalışan bu insanlar tam 45 sene kazançlarının hergün yarısını HACC için birkenara ayırmışlar..
Bu ne azim.. bu ne istek ve nasılbir aşk ki 45 sene boyunca hazır lezzetini tehir ettiriyor..o kazancı harcatmayıp biriktiriyor..sabırla...
Ve kendisine resmen yalvarırcasına
''- Teyzam neolur bize dua et.. kimsenin olmasada senın haccın makbuldür bize dua et ... '' diyorum..
Acaba nekadar istiyorum(z) ?!
45 sene kazancını nekadar ihtiyaç hisssetsede harcamayan bu aile kadar özlem duyuyormuyum(z)...
Hacc için yapılan harcamalara 1 e 700 bereket verilmeside cabası..
gerçekten isteyen kullarından olmak duası ile..
Ya Rabb.. maddi manevi nasibimizi kesme oralardan..günah kirleri ile kararan kalblerimizi ravzanın rahmet suları ile yıka..bizi bağışla..
Tekrar betekrar makbul istekler nasib eyle bizlere..
Kâfir hayattan nasıl zevk alabilir?
Sual:
Eğer denilse: Dalâlette öyle dehşetli bir elem ve bir korku var ki, kâfir, değil hayattan lezzet alması, hiç yaşamaması lâzım geliyor.
Belki o elemden ezilmeli ve o korkudan ödü patlamalıydı.
Çünkü insaniyet itibarıyla hadsiz eşyaya müştak ve hayata âşık olduğu halde, küfür vasıtasıyla, mevtini bir idam-ı ebedî ve bir firâk-ı lâyezâlî ve zevâl-i mevcudatı ve ahbabının vefatlarını ve bütün sevdiklerini idam ve mufarakat-i ebediye suretinde, gözü önünde, daima küfür vasıtasıyla gören insan nasıl yaşayabilir? Nasıl hayattan lezzet alabilir?
Elcevap:
Acip bir mağlâta-i şeytaniye ile kendini aldatır, yaşar. Sûrî bir lezzet alır zanneder. Meşhur bir temsille onun mahiyetine işaret edeceğiz.
Şöyle ki:
Deniliyor: Devekuşuna demişler, "Kanatların var, uç." O da kanatlarını kısıp "Ben deveyim" demiş, uçmamış. Fakat avcının tuzağına düşmüş.
Avcı beni görmesin diye başını kuma sokmuş. Halbuki koca gövdesini dışarıda bırakmış, avcıya hedef etmiş.
Sonra ona demişler, "Madem deveyim diyorsun, yük götür."
O zaman kanatlarını açıvermiş, "Ben kuşum" demiş, yükün zahmetinden kurtulmuş. Fakat hâmisiz ve yemsiz olarak avcıların hücumuna hedef olmuş.
Aynen onun gibi, kâfir, Kur’ân’ın semâvî ilânâtına karşı küfr-ü mutlakı bırakıp meşkûk bir küfre inmiş.
Ona denilse: "Madem mevt ve zevâli bir idam-ı ebedî biliyorsun.
Kendini asacak olan darağacı göz önünde. Ona her vakit bakan nasıl yaşar, nasıl lezzet alır?"
O adam, Kur’ân’ın umumî vech-i rahmet ve şümullü nurundan aldığı bir hisse ile der: "Mevt idam değil; ihtimal-i beka var."
Veyahut, devekuşu gibi başını gaflet kumuna sokar-tâ ki ecel onu görmesin ve kabir ona bakmasın ve zevâl-i eşya ona ok atmasın!
Elhasıl, o meşkûk küfür vasıtasıyla, devekuşu gibi mevt ve zevâli idam mânâsında gördüğü vakit, Kur’ân ve semâvî kitapların îmânün bi’l-âhiret’e dair kat’î ihbârâtı ona bir ihtimal verir; o kâfir o ihtimale yapışır, o dehşetli elemi üzerine almaz.
O vakit ona denilse, "Madem bâki bir âleme gidilecek; o âlemde güzel yaşamak için tekâlif-i diniye meşakkatini çekmek gerektir."
O adam şekk-i küfrî cihetiyle der: "Belki yoktur. Yok için neden çalışayım?"
Yani, vaktâ ki o hükm-ü Kur’ân’ın verdiği ihtimal-i beka cihetiyle idam-ı ebedî âlâmından kurtulur ve meşkûk küfrün verdiği ihtimal-i adem cihetiyle tekâlif-i diniye meşakkati ona müteveccih olur; ona karşı küfür ihtimaline yapışır, o zahmetten kurtulur.
Demek, bu nokta-i nazarda, mü’minden ziyade bu hayatta lezzet alır zannediyor.
Çünkü tekâlif-i diniyenin zahmetinden ihtimal-i küfrî ile kurtuluyor ve âlâm-ı ebediyeden, ihtimal-i imanî cihetiyle kendi üzerine almaz.
Halbuki bu mağlâta-i şeytaniyenin hükmü gayet sathî ve faydasız ve muvakkattir.
İşte, Kur’ân-ı Hakîmin küffarlar hakkında da bir nevi cihet-i rahmeti vardır ki, hayat-ı dünyeviyeyi onlara cehennem olmaktan bir derece kurtarıp bir nevi şek vererek, şek ile yaşıyorlar.
Yoksa, âhiret cehennemini andıracak, bu dünyada dahi mânevî bir cehennem azâbı çekeceklerdi ve intihara mecbur olacaklardı.
İşte, ey ehl-i iman! Sizi idam-ı ebedîden ve dünyevî ve uhrevî cehennemlerden kurtaran Kur’ân’ın himayeti altına mü’minâne ve mutemidâne giriniz ve Sünnet-i Seniyyesinin dairesine teslimkârâne ve müstahsinâne dahil olunuz, dünya şekavetinden ve âhirette azaptan kurtulunuz
Risale-i Nur Külliyatı.. Lemalar...
19 Ocak 2009 Pazartesi
Dar kapı..
18 Ocak 2009 Pazar
Istanbul..
Mesneviden...

17 Ocak 2009 Cumartesi
Bir adamın kıymeti himmeti nisbetindedir..
Ecnebîlerin bir kısmı, nasıl kıymettar malımızı ve vatanlarımızı bizden aldılar.
Onun bedeline çürük bir mal verdiler.
Aynen öyle de, yüksek ahlâkımızı ve yüksek ahlâkımızdan çıkan ve hayat-ı içtimaiyeye temas eden seciyelerimizin bir kısmını bizden aldılar.
Terakkilerine medar ettiler. Ve onun fiatı olarak bize verdikleri sefihane ahlâk-ı seyyieleridir, sefihane seciyeleridir.
Meselâ: Bizden aldıkları seciye-i milliye ile, bir adam onlarda der: “Eğer ben ölsem milletim sağ olsun. Çünki milletimin içinde bir hayat-ı bâkiyem var.” İşte bu kelimeyi bizden almışlar ve terakkiyatlarında en metin esas budur. Bizden hırsızlamışlar.
Bu kelime ise, din-i haktan ve iman hakikatlarından çıkar. O bizim, ehl-i imanın malıdır. Halbuki ecnebilerden içimize giren pis, fena seciye itibariyle bir hodgâm adam bizde diyor:
“Ben susuzluktan ölsem, hiç yağmur bir daha dünyaya gelmesin.
Eğer ben görmezsem bir saadeti, dünya istediği gibi bozulsun.”
İşte bu ahmakane kelime dinsizlikten çıkıyor, âhireti bilmemekten geliyor.
Hariçten içimize girmiş, zehirliyor. Hem o ecnebilerin bizden aldıkları fikr-i milliyetle bir ferdi, bir millet gibi kıymet alıyor.
Çünki bir adamın kıymeti, himmeti nisbetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir.
Bediüzzaman...
16 Ocak 2009 Cuma
Cenazeme gelirmisin?
Ansızın geliverdi değil mi? Ansızın vurdu şakağına; saçaktan düşen buzdan kılıçlar gibi. Şaşırdın. Huzurunun göbeğine irice bir taş savruldu; halka halka titremede gönlünün düştüğü göl şimdi.
Neşesi kaçtı vaktin; sevinçlerini pervane ettiğin mumlar titredi, bitti. Akrep ve yelkovanın ayakları dolandı; beklediğin “az sonra”lar havada asılı kaldı.
Hüznün ölü kelebekleri kıpırdadı, sızılandı. Aşinâlığın tadı bozuldu; acının ketum, kekre sütunları devrildi göğsüne.
Başını yasladığın uzun saatler, uzanıp uyuduğun bitmez günler vaadlerini yerine getiremeyeceklerini söylediler; yüzleri yerde, mahçup.
Oyala(n)dığın ağaç gölgeleri çekildi üzerinden. Avunduğun/avuttuğun haz perdeleri parelendi. Gözlerini ıslatamadan giden yağmurlar elindeki şemsiyeyi uçurdu.
Konforunu bozmamak için parmak uçlarına basa basa odana gören, kalbini kanatmadan usulca gidiveren uzak acılar yakana dolandı şimdi.
“Daha dün konuşmuştuk ama...” diyorsun. “Ama nasıl olur!”lar çekip çekiştiriyor iki yakanı. “Hiç beklenmedik bir ölüm!” “Vakitsiz” “Erken!” “Sürpriz!” İşine ara vereceksin bugün...
Kocaman bir pürüz olup çıkıverdim karşına. Hızını kestim hayatının. Üzerine saldım kaygılarını. Köşe bucak kaçtığın korkulara sobelettim seni.
Ölümle arana koyduğun duvarı yıktım. “Ölüm bize de yaklaşırmış/yakışırmış” dedin. “Ölmesi kanıksanmış, ölünesi bir yaştayız artık.” “Rahmetli...” sıfatını ismimin üzerine yumuşak bir şal gibi atıvereceksin.
İki yakasında da eksiğim İstanbul’un. Vapurların hiçbiri beklemiyor beni iskelede. Ben öldüm diye şeritleri eksilmedi otoyolların. Şimdiye kadar hep başkalarıydı ölen. Hayret! Ben öldüm bu defa...
Şimdilerimin hiçbirine dokundurmadığım, yarından sonrasına bile yaklaştırmadığım ölüm şimdi/m oluverdi.
Oysa, oysa...Gitsen de bir gitmesen de bir; bir cenaze olurdu camilerden birinin avlusunda. Belki bir kalabalık çıkagelirdi önüne...
Bir sokağın başında.
Yol kenarında, gözünü sakındığın mezarlığın giriş kapısında. “Nasılsa, ölen biri çıkar bu şehirde her gün!” diye kanıksadığın. Adını bile sormaya zahmet etmediğin. Eksilenin kim olduğuna aldırış etmediğin.
Gitti diye üzülmediğin birinin cenazesi işte. Aynı manzara, aynı tabut, aynı üzgün yüzler. Aynı güneş gözlükleri. Ağladığı mı, yoksa ağlayamadığı mı anlaşılmasın diye saklanan gözler. Sanki hayatın ortasında duran ölümü inkâr etmek için göz göze gelmemeler.
Sıradan bir cenaze yani. Seni bilmem ama ben bu cenazeye mutlaka gitmeliyim. Ayıp olur, çok ayıp... Davetlilerin yüzüne bakamam sonra.
Dediği gibi şairin, bir musallâlık saltanatım bu benim. Başroldeyim. Toprağa konulacak adam rolü benim. Ardından ağlanılacak adamı ben oynayacağım. Hiç itirazsız karanlığa uzanmak bana düştü bu defa.
Üzerine toprak atılan adamı...
Unutulmuşluklar altında yüzü erimeye bırakılan adamı...
Hüzünlerin münasebetsiz müsebbibi olacak adamı... Ayakkabısı kendisini beklerken bağları çözülecek adamı....
Elbiseleri evden çıkarılacak adamı...
Ben oynayacağım.
Yatağı soğuk kalacak adamı...
Akşam eve dönmeyecek adamı...
Kapıyı çalması beklenmeyecek adamı...
Sofrada yeri olmayacak adamı...
Adı telefon rehberinden silinecek adamı...
Şehrin dudaklarından yarım ağız çıkmış bir hece gibi önemsizleşecek adamı....
Ben oynayacağım.
Sevinçlerin ortasına en fazla bir hıçkırık gibi sokulsa bile hatıraların eşiğinden yüz geri edilecek adamı...
Resmine bakıp bakıp da ağlanacak (yoksa ağlanılmayacak mı?) adamı... .
“Adı neydi.... Hani....!” diye yokluğu kanıksanacak adamı....
Soluk bir resimde mahzun bir tebessümün ardında aşklarını saklayan, susturan adamı...
Ben oynuyorum bugün... Sahnedeyim. Beklerim.
En öndeki olmalısın ayakta duranların. En dik duranı.
İşte davetiyen: Canını çok seven, her günün sabahında burada sonsuzca yaşayacağına yeniden kanan, her lezzetin tükenişinde ölümün yanına uğradığını unutan, her hazzın zirvesinde yakasındaki ölümlü etiketini isteyerek düşüren, her yaz sıcağında içi dünyaya iyiden iyiye ısınan, doğduğu yılın rakamının büyüklüğünün kendisini kabirden uzak tuttuğunu sanarak avunan,
kalbinin her atışında ölümlerden döndüğünün farkında olmayan, damarlarının bir köşesinde ansızın geliverecek pıhtılardan yapılmış veda haberleri saklayan, ayrılıkların çatlaklarından giren hüzünleri ölümün nefesi gibi yudumlayan, sevenlerinin gözlerinin ışığına sığınarak ısınan, unutulmayı, yok sayılmayı en ürkütücü uçurum bilen, güzelliğini aynaların kırıklarında arayan, toprağa girmeye üşenen, uzun süredir aramızda yaşayan dostumuz, arkadaşımız, sırdaşımız, kardeşimiz, babamız, evladımız, şimdilik unutmayacağımızı umduğumuz, bir süre unutmaktan utanacağımız, sonra unutacağımız, en sonunda unuttuğumuzu da unutacağımız senai demircidoğduğu gün yakalandığı fanilik hastalığından, uzun süredir yatalak olmasına yol açan “her nefis ölümü tadacaktır!” yarasından, ömür boyu sancısını çektiği amansız yaşama rahatsızlığından kurtulup aramızdan ayrıl[maya ayarlan]mıştır.
Cenazesi -umulur ki- en uzak zamanda, sızılarının köşe başlarında kılınan cenaze namazını takiben kaldırılacak, gözünden (belki gönlünden) uzak bir yerde unutuluş toprağına gömülecektir.
senai demirci...









