17 Ekim 2008 Cuma

...aralık kapı ..(m)...


Aralık Kapı
Bu dünya bir kuyu, havasız çömlek;
Daralıyorum!
Kelime, manayı boğan bir gömlek!
Paralıyorum!
Allah ismi varken lûgat ne demek!
Karalıyorum!
Kapımı, buyursun diye o Melek;
Aralıyorum!
n.f.k




Ya şevk içinde harap ol ya aşk içinde gönül.

Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül.

Y. K. Beyatlı



12 Ekim 2008 Pazar

Öteler İştiyâkı
Esip sarınca rûhları dört bir yandan hazan,
Yalnızlık ayrı bir dert, ülfet ayrı bir çile..
Göçmeye hazırlık var, bilenlerde hafakan;
Vedâlaşma zamanı bundan böyle hepsiyle...

Dünya denen bu ise, tam ifritten bir azap,
Gönüllerde burkuntu, dimağlarda bir sancı.
Artık yaşamak dert, onu duymaksa ızdırap,
Bilmem nasıl geçecek hiç dinmeyen bu acı..?

Yetiş ey Ebedî Dost, yetiş ki pek bunaldım!
Kılıcım kesmez oldu, terkeşimde tek ok var;
Aşılmaz bu tepeler Sen olmadan, inandım..
Ve inanç kuşağında yâr oldu bana ağyâr...

En tatlı hülyâlarla koşayım yollarında
,Anladım Senden gayri her şey aldatan serab!
Noktalansın bu hayat ölümün kollarında,
Değil mi ki Seni buldum.. buldum Seni ey Râb!

Yaşayıp doydum artık, doyulmayan dünyadan
,İsterse hemen bitsin şu bitmeyen sonbahar;
Fırlasın bu son okum, fırlayıp çıksın yaydan,
Kanıma bedel olsun bakışı şehlâ şikâr...
M.F.G.


Yanaymı mı hasretinden geçeyim mi ülfetinden

Hele derd ü firkatinden sana bin şikâyetim var


Nice etmem âh ü efgan Beni yâre geçdi yârân

Nigeh etmez oldu cânân

Buna pek kasavetim var


Düşüb ol cefâ-şiâre gönül oldu pare pare

Çekerim gamın ne çâre geçemem mahabbetim var


O fısıltıyı işitdim düşüb ardı sıra gitdim

Yanılub bir işdir itdim şu kadar kabahatim var


Gece bir yana varılmış orada biri satılmış

Ya bana niçün darılmış duyarım ferâsetim var


Lebin olmuş ayn-ı şerbet gönül istek itdi gaayet

Beni nâre yakdın elbet öperim hararetim var


O meh işte bana nisbet idiyor seninle ülfet

Bana Vâsıf açma sohbet sana pek adâvetim var


Enderunlu Vasıf Efendi


Tam otuz yıldır saatim işlemiş ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum....... N.F.K.

''Bilemedim derdü dilin ölmek imiş dermanı,Öleyim derd ile tek görmeyeyim hicranı."



10 Ekim 2008 Cuma



susmak güzeldir..
bazen kelimeler ifadeden aciz kalır ,
bazende hüsrandır konuşmak,
susmaya mecbur bırakır..
Susmak ise herzaman geçer akçedir..
by ene...







Göz kaptırdığım renkten
Kulak verdiğim sesten
,Affet senden habersiz
Aldığım her nefesten..

N.F.Kısakürek

6 Ekim 2008 Pazartesi





Dostları olmalı insanın,
Aynen gemilerin limanlari gibi
Zaman zaman uğradığın
Yükünü boşalttığın
Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda
Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
Geri döeceğin günü bekleme umuduyla
Bazen rüzgara o açmalı yelkenini
Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla
Halatlarını çözmeli
Seni çok ama çok özlemeli
Dostları olmalı insanın,
Ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen
Düşünmediklerini düşündüren
Seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen
Gerektiginde senin için ateşi yutabilen
Yolunu ısıtan ustan olmalı,
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini
Sana verebilmeli soğuk bir kış gününde Üzerindeki tek gömleğini.

Oğuzkan Bölükbaşı











Kötüdür yoksulluktan nicelerin varlığı,

Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı.


YUNUS EMRE

2 Ekim 2008 Perşembe

TABUT

Tahtadan yapılmış bir uzun kutu;
Baş tarafı geniş, ayak ucu dar.
Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu,
Yarın kendileri dolduracaklar.

Her yandan küçülen bir oda gibi,
Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış.
Sanki bir taş bebek kutuda gibi,
Hayalim, içinde uzanmış kalmış.

Cılız vücuduma tam görünse de,
İçim, bu dar yere sığılmaz diyor.
Geride kalanlar hep dövünse de
,İnsan birer birer yine giriyor.

Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!
Tabut değildir bu, bir tahta kundak.
Bu ağır hediye kime gidecek,
Çakılır çakılmaz üstüne kapak?

Necip Fazıl Kısakürek










Çok yalnızım.....

Dedim: Çok yalnızım.Dedin: .... فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186

Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.

Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205

Dedim: Buda senin yardımını ister

Dedin: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ ALLAH'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Nur-22

Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim.

Dedin: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ(Öyleyse)Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir. Hud-90

Dedim: Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?

Dedin:أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ALLAH'ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini.. ve ALLAH'ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi? Tevbe-104.

Dedim: Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı.

Dedin: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ (2) غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِِ ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir. Ğafir-2/3.

Dedim: Bunca günahım var,hangisinin tövbesini yapayım?!

Dedin: إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًاALLAH bütün günahları bağışlayandır. Zümer-53.

Dedim: Yani yine gelsem yine beni bağışlar mısın?

Dedin: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُALLAH'tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur. Ali İmran-135

.Dedim: Ne kadar güzelsin ALLAH'ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum.

Dedin: إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.

Birden "İlahım ve Rabbim benim senden başka kimim var" dedim.

Sen de أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ "ALLAH kuluna yetmez mi?" (Zümer-36) dedin.

Dedim: Sen ki beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim?

Dedin: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا (41) وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (42) هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا Ey inananlar! ALLAH'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir. Ahzap-41/43.


Kendi kendime dedim: ALLAH'ım seni çok seviyorum.




*************************************************************
Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? ‘
Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

Mehmet Akif Ersoy




seni içimde bulup şimdi ben sana geldim..

Ey genç kardeş, güvenme kendine, sığın Allah'a

.Gençliğin gidiyor, gelmez bir daha.
Zamanın kadrini bil, çalış Nura.
Şiddetle tazyikle başarı olmaz.
Kibirden, inattan kimse hoşlanmaz.
Hayatı cahillikle geçirmek olmaz,
İlm-i îman, irfana doyum olmaz.
Lüzumsuz, nefsanî şeylerle vakit öldürme,
Din düşmanlarına ser ver de sırrını verme.
Nefsine uyup da günaha girme,
Şeytana kanıp da tembelliğe düşme.
En büyük saadet Allah'a itaat,Hiç şüphe etme.
Nurlar dostun olmalı.
Nurlarla nurlanmak kastın olmalı.
İman, ahlak, meziyetle güzel olmalı.
Allah, Resulullah aşkıyla yanmalı,
Nurları okumak sevdasıyle coşmalı.
Gayemize erişmekte kararlıyız biz.
Bu ebedî gaye her şeyden üstündür şüphesiz.
Dünyada, uhrada iksir-i saadettir îman.
Nur-u îman kuvveti pek yamandır, yaman;
Zaman-i İslam’a yakındır zaman.
dinine bağlı ol, nefse uyma sen.
Dini en güzel şekilde nurlardan öğren.
beş vakit namazı kıl delikanlı!
Yüce Allah'a kul delikanlı!
Nur hizmetine düş ey delikanlı!
Hizmet-i Kur'an aşkıyla yan delikanlı!
Ey Risale-i Nur, sana geldim.
Bir gaflet uykusuyla uyumuşum meğer ben.
Yalanla avunmuşum hakikatler dururken ben.
Bu alemi toz pembe görmüşüm penceremden.
O zaman hedefini göremeyen bir seldim;
Ama gerçeği görüp işte tevbeye geldim;
Bunca yıldır işlenen günahı atmak için,
Doğruluğun verdiği huzuru tatmak için,
Kuruyan gözlerimi tekrar akıtmak için,
Çok uzak beldelerden kapına yayan geldim.
Kul olmak ümidiyle hep yalvarmaya geldim.
istemem artık ne servet, ne eğlence,
erişti hidayetim çözüldü bu bilmece,
Her saat, her saniye, her gündüz ve her gece,
İmanımla tutuşup aşkınla yana geldim.
seni içimde bulup, şimdi ben sana geldim.
Zübeyir GÜNDÜZALP






firakın hüznüdür sineme çöken..


gözyaşı akıttım sen hiç görmeden..

by ene..

Tembellik hayatın israfıdır..

Tembelliğin ne olduğunu ve insanların başına nasıl çoraplar ördüğünü düşündünüz mü? Bu soru çok mu çocukça?Hemen herkes tembelliğin kötü olduğunu bilir ve kimse tembel olmayı kabullenmek istemez.

Ama acaba kaç kişi gerçekten tembel olup olmadığını araştırmıştır?Tembellik ya zihinsel, ya bedensel ya da her ikisi birden yaşanır. İnsanların büyük bir kısmı zihinlerini, önemli bir kısmı bedenlerini ve yine çok önemli bir kısmı hem bedenlerini hem de zihinlerini çalıştırmazlar


.Dinlenmek kastıyla uzun uzun oturmak, televizyon seyretmek, müzik dinlemek, dedikodu yapmak kontrolsüz hayal kurmak gibi işlerle meşgul olan insan bunları yaptığı anda tembellik tuzağına düşmüştür.

Oysa hayat duraksamadan devam eden “hareketlilik ve aktiflik” prensibi üzerine kuruludur. Atomlardan galaksilere kadar;mikroplardan balinalara kadar fıtrata itaat eden bütün mahlukat amansız bir hareketlilik furyasında çırpınır.


Bakınız tembel ve durağan insanların başlarına neler açılıyor: Bedensel tembellik içerisinde olan insanın vücudunda zehirli birikimler oluşur. Koşuşturmayan insanın vücudundan zehirli maddeler atılamaz. Dokular yağ bağlamaya ve kilitlenmeye başlar.


Hücrelere oksijen ve besin dağılımı iyi yapılamayınca vücut hızla yaşlanmaya başlar. Bunu fiziki güç kaybı, kas zayıflığı, yorgunluk takip eder. Bedensel tembelliğin derecesine göre kireçlenme, zaman içerisinde felç ve daha bir yığın hastalık bedene hücum eder.


Zihinsel tembellik aktif düşünmeme, zihni kontrolsüz olarak harici ve dahili telkinlerin tesirine bırakma durumudur. Zihinsel tembelliğe alışan kişi beyninin sinirsel bağlantılarını aktif bir şekilde kullanmadığı için zeka gerilemeye başlar, hafıza gittikçe zayıflar, hatırlama yavaşlar; tabii ki bütün bunları genel aktivitenin azalması takip eder.

Zihinsel tembelliğin prensip olarak yaşın ilerlemesiyle fazla ilgisi yoktur.Aktif insanlar hayranlık verici başarılar arasında uçuşurlar. Neden bazı insanlar çok ağır fiziksel şartlara ve zihinsel faaliyetlere tahammül ederler de bazıları hemen tükeniverirler? İnsanlar her faaliyetin kapasiteyi arttırdığını göz ardı ediyorlar.


Bedenin bir kapasitesi vardır şüphesiz ve çalışan insan bu sınıra hızla ulaşır. Ancak beynin kapasitesinin sınırı kolay kolay ulaşılamayacak kadar geniştir.Allah’ın hikmetine bakınız ki insan kalbini yorulmayan (laktik asit üretmeyen) kaslardan yaratmıştır. İnsanın yorulmayan bir diğer uzvu da beynidir.

Yeterli oksijen, glikoz ve enzimler sağlandığı sürece beyin hiç durmadan sürekli çalışır. Bazıları beynin dinlenmesi için bütün işleri bırakıp dinlenmeyi-yani tembelliği tavsiye ederler. Halbuki böyle yapmak tam tersine beyni tembelleştirir.

Bizim zihin yorgunluğu dediğimiz şey beyni çalıştırırken fiziksel şartları ihmal etmemizden ya da psikolojik gerginliğin fizyolojiyi etkilemesinden doğan “durumdan” başka bir şey değildir. Uyku anında dinlendiğini sandığımız beynin uyanıkken ki hali kadar yoğun çalıştığını ortaya çıkaran son tespitler de bu gerçeği vurgular.

Çok karmaşık bir mekanizmayı küçük bir köşede genel ifadelerle açıklamaya çalıştığım için sevgili okuyuculardan anlayış beklerim.Abdülkadir Geylani(ks) hazretlerinin çalışmamanın sonucunu görerek “Canınız sıkıldığı zaman çalışınız.” Dediğini bilirsiniz. Sevgili Peygamberimiz(asm) hiç bir şey yapmadan oturan bir zatın yanından geçerken selam vermiyor.

Ancak geriye dönüşünde aynı kişiyi bir çalı parçasıyla meşgul halde gördüğünde bu defa selam veriyor.Lüzumsuz dahi olsa insanların hem bedenen hem de zihnen sürekli çalışmaları gerekir. Kaldı ki “Lüzumlu işler çoktur.” Ne çok zamanımız boşa akıp gidiyor! Ne çok müsrifiz!Bazılarına terakki yeri olan dünyada bize de terakki kapıları açıktır.

Biz ise başkalarını suçlayarak kendimizi temize çıkarıyoruz.

Muhammed Bozdağ
İnsanlar vardır; Üstü nilüferlerle kaplı, bulanık bir göl gibi. Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.Uzaktan görünüşü çekici, aldatıcı,İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı.Ne zaman ne geleceğini bilemeziniz.Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz...

İnsanlar vardır; Derin bir okyanus.İlk anda ürkütür, korkutur sizi.Derinliklerinde saklıdır gizi.Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız.Yanında kendinizi içi boş sanırsınız...

İnsanlar vardır; Coşkun bir akarsu. Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler.Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz. Bu tip insanla bir ömür dolmaz...

İnsanlar vardır; Sakin akan bir dere. İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk...

İnsanlar vardır; Berrak, pırıl pırıl bır denız. Boşa gitmez ne kadar güvenseniz. Dibini görürsünüz her şey meydanda.korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.İçi dışı birdir çekinme ondan. Her sözü içtendir, her davranışı candan...

İnsanlar vardır; Çeşit çeşit, tip tip.Her biri başka bir karaktere sahip. Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.Her şeyden önemlisi İnsan, İnsan olmalı...

alıntı...